28 Mayıs 2008

Kasekuchen













Bloğumda ilk kez, bana mail ile ulaşan sevgili Sabriye Hanım'ın "Kasekuchen" tarifini yayınlıyorum.

Kendisi bana yaptığı cheesecake fotoğrafını word dosyası ile göndermiş. Ama onu bloğa yüklenebilir hale getirince biraz bozuldu maalesef.

İşte Sabriye Hanım'ın, tadanların çok beğendiğini söylediği Kasekuchen tarifi.


Malzemeler:

Hamuru:

200 gr.un

1 kabartma tozu

1 vanilya

75 gr.şeker

1 yumurta

75 gr.margarin

Üzeri için:

4 yumurta beyazı

4 yumurta sarısı

150 gr.toz şeker

1 vanilya

500 gr.süzme yoğurt

1 paket vanilyalı puding

1 kutu labne peyniri (200 gr)

Birkaç damla limon suyu


Yapılışı:

Hamur:

Bir kap içinde yumurta ile şeker çırpılır. Un ile kabartma tozunu, vanilya ile karıştırın.

Yumurta-şeker karışımına ilave edip, sert tereyağını küp küp doğrayıp ilave edin, pütürlü bir hamur elde edilecektir. (bazen hamurun toparlanması için birkaç kaşık buzlu su katıyorum)

Şeffaf folyoya sarıp, buzdolabında 30 dakika dinlendirin.

Bu arada kelepçeli kalıbı yağlayıp, unlayın. Dinlendirilmiş hamuru, tezgahta merdane ile açıp kalıba yerleştirin. (yanları 3 cm yüksek olmalı)

Buzdolabına koyup diğer işlemlere geçelim.

Üzeri İçin:

4 yumurta beyazını çırpıp, kar haline getirip buzdolabına koyalım.

4 adet yumurta sarısına 150 gr.toz şeker katıp, çırpalım.

Süzme yoğurdu koyup dikkatlice karıştıralım, bir kutu labne ilave edelim.

Bir paket vanilyalı pudingi toz halinde ilave edelim. Birkaç damla limon suyu ekleyelim.

Kar haline getirdiğimiz yumurta beyazını katlama yöntemi ile katalım. Kalıba dökelim.

180 derece ısıtılmış fırında 1 saate yakın pişirelim.


Afiyet Olsun.

26 Mayıs 2008

Ye#1 Kahvaltı Şenliği - Çocuklara Yumurta Yedirmenin İki Kolay Yolu

Image Hosted by ImageShack.us


Okul hayatım ve çalışma hayatım boyunca hep, sabah uykusunu kahvaltı yapmaya tercih ettim.

Benim için kahvaltı sadece pazar sabahlarına ait bir öğündü ve mutlaka özel birşeyler yapılmalıydı.

İşten ayrılıp evde olmaya başladığımdan beri de her kahvaltıda özel tadlar hazırlamaya özen gösteriyordum. Ama bu özel tatlar genelde bol kalorili olduklarından, sürekli yendiklerinde yol, su olarak size geri dönüyorlar. Bu huyumdan çok şükür ki vazgeçtim, artık 4-5 zeytin, 1 dilim peynir, salatalık, domates ve 2 dilim tam ekmekten oluşan kahvaltılar yapabiliyorum. :)

Tam buna alışmaya çalışıyorken bu kahvaltı etkinliği eski alışkanlıklarımı hatırlatsa da, ben diyetimden vazgeçmiyorum. :)

Sevgili arkadaşım Mutfaktayımm Özlem'e başarılar diliyor, oğluma yumurta yedirebilmek için yaptığım denemelerden iki tanesi ile etkinliğe katılıyorum.

Diğer kahvaltı lezzetlerim için buraya tıklayabilirsiniz.



















Malzemeler:
1 büyük dilim ekmek
1 adet yumurta
4 çay kaşığı tereyağı
Tuz

Yapılışı:
-Büyük ekmek diliminizin bir kenarını, yuvarlak kurabiye kalıbı veya bardak yardımı ile fotoğraftaki gibi kesin. Ekmeğin kabuğunun sağlam kalmasına dikkat edin.
-Ekmeğinizin her iki tarafını da birer çay kaşığı tereyağı ile yağlayın.
-Tabanı düz büyükçe bir teflon tavayı ocağına alıp, 1 çay kaşığı tereyağı ile hafifçe yağlayın. Isıtın.
-Ekmeğinizi dikkatlice tavaya yerleştirip, bir yüzünü kızartın. Diğer yüzünü çevirip, boş olan yere kalan 1 çay kaşığı tereyağını koyun. Eriyince ortasına yumurtanızı kırın. Üzerine 1 tutam tuz serpin. Tavanıza uygun bir kapağı üzerine kapatıp, altını kısın ve yumurtanız istediğiniz kıvama gelinceye kadar pişirin. Bir spatula yardımı ile dikkatlice tavadan alıp, servis tabağınıza koyun. Hemen sıcak sıcak servis edin.




















Malzemeler:
2 yumurta
1 çay kaşığı tereyağı
Tuz
Süsleme için; Kırmızı biber, kabak, erişte veya evinizde her ne varsa; zeytin, domates vs...

Yapılışı:
-Yumurtaların aklarını ve sarılarını ayırın. Sarılarının dağılmamasına dikkat edin. (Ben, aklarını sızdırıp, sarılarını kabuklarının içinde bıraktım.)
-Tereyağını kapaklı bir teflon tavaya alın, eritin. Tavanın her tarafının yağlanmasını sağlayın.
-Yumurta aklarını çatalla çırpıp, tavanıza dökün. Kısık ateşte 30 saniye kadar pişirin.
-Yumurta sarılarını dikkatlice, gözlerin olabileceği yerlere yerleştirin. (Ben bunun için yumurta kabuklarından yardım aldım. :))
-Üzerine çok az tuz serpin. Tavanın kapağını kapatın.
-Sarıları istediğiniz kıvama gelene kadar, yine kısık ateşte pişirin.
-Sonra yumurtanızı, 2 spatula yardımı ile dikkatli bir şekilde, genişçe bir tabağa alın. Dilediğiniz şekilde süsleyin.

Afiyet Olsun.

#34 Bulgur Ye - Kısır



Sevgili Derya'nın ev sahipliğini yaptığı #34 Bulgur Ye Etkinliği'ne, en iddialı olduğum bulgur yemeği olan "Kısır" ile katılmak istedim.

Derya arkadaşımıza kolaylıklar ve başarılar diliyorum...



















Malzemeler:
2 su bardağı köftelik ince bulgur
2 su bardağı kaynamış su
2 adet kuru soğan
2 tepeleme yemek kaşığı salça
4 yemek kaşığı sıvı yağ
4 dal yeşil soğan
Yarım demet maydanoz
6 yaprak taze nane (veya 1 tatlı kaşığı kuru nane)
1 çay kaşığı karabiber
1 çay kaşığı kırmızı biber (acı sevmiyorsanız eklemeyin)
2 tatlı kaşığı nar ekşisi
1 tatlı kaşığı tuz
1,5 limonun suyu
3 yemek kaşığı zeytinyağı
3 adet domates
1 adet salatalık
Dilerseniz servis için; marul yaprakları

Yapılışı:
-2 su bardağı bulguru genişçe bir kaba koyun. Taşlarını ayıklayın.
-2 su bardağı kaynamış suyu üzerine dökün, kabınızın üzerine, hava almayacak şekilde, bir kapak kapatın ve 15 dakika bu şekilde bekletin.
-Bu arada ince doğradığınız kuru soğanları ve 4 yemek kaşığı sıvı yağı tavaya alın. Soğanlar iyice yumuşayıncaya kadar, karıştırarak kavurun.
-Daha sonra tepeleme dolu 2 yemek kaşığı salçayı ekleyin. Salçanın çiğ kokusu geçinceye kadar 2-3 dakika pişirin.
-Sıcak sıcak, ocaktan aldığınız gibi, 15 dakika suda şişmiş bulgurların üzerine dökün. Bulgurların heryeri salça ile kırmızılaşana kadar karıştırın.
-Kırmızı biber, karabiber, nar ekşisi, limon suyu, tuz ve zeytinyağını ekleyin. İyice karıştırın. (Bu aşamada tadına bakın. Ağız tadınıza göre istediğiniz baharatları ekleyin.)
-İnce ince doğradığınız, yeşil soğan, maydanoz ve taze naneleri ekleyin. Karıştırın.
-En son olarak, küçük küpler halinde doğradığınız domatesleri ve salatalıkları ekleyin. Kısaca karıştırın. (Domatesleri ve salatalıkları, beklediklerinde su salıp kısırınızın kıvamını değiştireceklerinden, en son ekleyin.)
-Servis ederken, içine marul yaprakları döşediğiniz servis kasenizi de kullanabilirsiniz, küçük bir kaseye kısırınızı sıkıştırarak koyup, tabaklara ters de çevirebilirsiniz veya göbek marulun içine koyupta da sunabilirsiniz.

Afiyet Olsun.

22 Mayıs 2008

Çilekli Kedi Dili Pasta - PDÇS 23 Etkinliği


Berker'in pastası için bolca pastacı kreması hazırlamıştım.

Sonraki gün artan kremam yazık olmasın diye evdeki kedi dili bisküviler ile onu pasta haline getirdim.

Bütün halindeyken görüntüsü ve sonrasında da tadı süper olmasına rağmen, dilimlerken çok başarılı sonuç verdiğini söyleyemeyeceğim.

Bu tarifi kuplarda hazırlayarak veya kedi dili bisküvilerin kat sayısını artırarak daha iyi sonuç alabilirsiniz.

Tarifimi, Derya'dan Lezzetler arkadaşımızın ev sahipliğini yaptığı Porselen Demlik Çay Saati 23 Etkinliği için yayınlıyorum.

Sevgili Derya'ya daveti için teşekkürler ediyor ve başarılar diliyorum.

Yapılışı:
-Pek çok büyük markette bulabileceğiniz Balocco marka 200 gr'lık bir paket (24 adet) kedi dili bisküviyi aldım.
-Hazır pasta kremasını üzerindeki tarife göre hazırladım.
-Yayvan bir kaba bir parmak kadar soğuk süt koydum.
-18 cm çaplı kelepçeli kalıbın içini streç film ile kapladım.
-Bisküvilerin pastanın içine bakacak olan alt kısımlarını süte batırdım. (Bisküvilerin sadece yarısını, 1 veya 2 saniye tutmaya özen gösterin. Yoksa tamamen dağılırlar, pastanın çevresine dizemezsiniz.)
-İç kısımları süt ile ıslatılmış bisküvileri kelepçeli kalıbın çevresine dik olacak şekilde dizdim.
-3-4 kedi dili bisküvinin yine yarısını süte batırıp, kalıbın tabanına, ıslak kısımları pastanın içine bakacak şekilde, bir sıra halinde dizdim.
-Birkaç parmak kalınlığında kremayı bisküvilerin üzerine yayıp, dilimlediğim çilekleri de ekledim.
-Bu sefer tamamı süte batırılmış 3-4 kedi dili bisküviyi de dizip, kalan kremayı üzerine döktüm. Yine çilek dilimleriyle süsledim.
-Buzdolabında 3-4 saat bekletip, kelepçeli kalıptan çıkarıp, çevresine kurdele sardım ve dilimleyip servis ettim.

Afiyet Olsun.

Ahmet Berker'in Winnie Pastası


Bu gördüğünüz, kardeşim Emel'in oğluşu Ahmet Berker'in yaş günü için yaptığım iki katlı 30 kişilik pastanın üst katının fotoğrafı.

Kalanı nerde diye sormayın. :)))))

Obez Winnie'nin modellemesi Emel'ciğime ait.

19 Mayıs 2008

Haşlanmış Karnabahar


Karnabaharın tadını sever, ama haşlanırken eve yayınlan kokuya tahammül edemediğimden pek pişirmezdim.

Ta ki haşlama suyuna sirke ve bir dilim ekmek eklendiğinde hiç koku olmadığını öğrenene kadar...

Salçalı patatesli sıcak yemek olarak pişireceksem de, önce bu şekilde ayrı bir tencerede yarıya haşlayıp, yemeğe ekliyorum.

Belki koku sorununu gidermeyi bilmeyen arkadaşlar vardır diye de, diyet öğünlerimin vazgeçilmezi haşlanmış karnabahar tarifini bloğuma ekleyeyim dedim.

Malzemeler:
1 adet küçük boy karnabahar
2 yemek kaşığı sirke
1 dilim ekmek
3 su bardağı yoğurt
Çok az fesleğen veya kekik
Tuz, su

Yapılışı:
-Karnabaharınızın dip yapraklarını koparıp, temizleyin ve yıkayın. (Çiçeklerini değil!)
-Karnabaharın bütün olarak sığabileceği uygun büyüklükteki bir tencereye, karnabaharın üzerini kaplayacak kadar kaynar su, tuz ve sirke ekleyin.
-Karnabaharı çiçeklerine ayırmadan baş aşağı duracak şekilde tencereye yerleştirin. 1 dilim ekmeği kenarından suyun içine batırın.
-Orta hararetteki ocakta, istediğiniz dirilikte haşlayın.(Çatalla yeterince yumuşayıp yumuşamadığını kontrol edebilirsiniz.)
-Sonra süzgeçe alın.
-Karnabaharı çiçeklerine ayırıp, servis tabağınıza yerleştirin.
-Ayrı bir kasede yoğurdu karıştırın. Karnabaharların üzerine gezdirin.
-Arzunuza göre en üste çok az fesleğen veya kekik serpin. Fesleğenin çok olmamasına dikkat edin. (Fesleğen keskin tadı yüzünden yemeğinizi yenmez hale de getirebilir.)

Not: Balığın yanına çok yakışan karnabahar salatası hazırlamak için; karnabaharı aynı şekilde haşlayıp, süzgeçte soğutmalı ve sonra salata kasesine alıp, limon, zeytinyağı ve gerekiyorsa tuz ile tatlandırmalısınız.

Afiyet Olsun.

10 Mayıs 2008

Patlıcanlı Kiş (Quiche) - PDÇS 22 Etkinliği



Canım arkadaşım Fatoş'cuğumun ev sahipliğini yaptığı Porselen Demlik Çay Saati 22 Etkinliği'ne Patlıcanlı Kiş ile katılmak istedim.

Kendisine daveti için çok teşekkür ediyor ve başarılar diliyorum.













Malzemeler:
150 gr margarin
3 yumurta sarısı
1 silme tatlı kaşığı tuz
2/3 çay bardağı soğuk su (bir çay bardağından 2 parmak kadar az da diyebiliriz)
Aldığı kadar un (250 gr kadar)

İçi İçin:
2 adet orta boy bostan patlıcanı
1 yemek kaşığı tereyağı
1 dolu dolu yemek kaşığı un
1,5 çay bardağı süt
Karabiber, tuz

Üzeri İçin:
60 gr rendelenmiş taze kaşar peyniri

Yapılışı:
İç İçin;
-2 adet bostan patlıcanını ister fırında, ister ocak üstünde, isterseniz de benim gibi yine ocakta közlemeç ile közleyin.



















-Elinizin dayanabileceği kadar sıcakken kabuklarını soyun. Suyunu elinizle sıkıp, bıçakla doğrayın.
-Tencereye 1 yemek kaşığı unu ve tereyağını koyun. 1-2 dakika un kokusu duyulana kadar kavurun.
-Yavaş yavaş ve sürekli karıştırarak sütü ekleyin.
-Koyu muhallebi kıvamına gelince doğradığınız közlenmiş patlıcanları son kez suyunu sıkıp tencereye ekleyin. Az tuz ve karabiber de ekleyip, 1-2 dakika daha pişirin. İç harcımız hazır.

Hamur için;
-Hamur yoğurma kabına 200 gr kadar un koyup, oda sıcaklığındaki margarini ekleyin, karıştırın.
-Ortasını açıp su, yumurta sarıları ve tuzu ekleyip, karıştırın. Yoğurun. Toparlanan ama biraz da ele yapışan bir hamur elde edene kadar un ekleyin. (Eklediğimiz un yaklaşık 50 gr daha olacak)
-Hamuru streç film ile sarıp 10-15 dakika buzdolabının alt kısmında dinlendirin.

Kişi hazırlamak için;
Not:Kiş kalıbınız fotoğraftaki gibi altı çıkabilen bir kalıp olursa, kişinizi dağıtmadan kalıptan çıkarma konusunda çok rahat edersiniz.




































-Dinlenen hamurunuzu margarin ile yağlanmış kiş kalıbınızın içine yerleştirip, bastırarak kalıba yayın. Kenarlarını yükseltin. Tabanına çatalla çentikler atın. Kalıbı bu haliyle buzlukta 10 dakika bekletin.


















-Kişinizin içine alüminyum folyo veya tercihen yağlı kağıt yayın. Kenarlarını düzeltip, içine ağırlık yapması için nohut veya kuru fasülye gibi bir kuru baklagil doldurun. (Alüminyum folyo kullanmanızı çok tavsiye etmiyorum aslında, evde yağlı kağıt olmadığından kullandım. Alüminyum folyo pişirme işlemi sırasında kullanılırsa, yiyeceğe alüminyum geçebileceğine dair bir yazı okumuştum.)


















-Kiş hamurunuzu bu şekilde önceden 180 dereceye ısıttığınız fırına verin. Kalıbın kenarından görünen hamur çok az pembeleşinceye kadar pişirin.
-Fırından çıkarın, kalıbın içindeki alüminyum folyoyu dikkatlice çıkarın. Kalıbı tekrar fırına verip, tartın alt kısmı da hafif kızarana kadar pişirmeye devam edin.
-Tabanı da piştiğinde içi için hazırladığımız patlıcanlı karışımı içine yayıp, üzerine kaşar peyniri serpin.
-Daha sonra kişinizin üzeri kızarıncaya kadar tekrar fırına verin.
Biraz uğraştırıcı da olsa, eğer lezzetini seviyorsanız eziyetine değer kişiniz hazır.
Afiyet Olsun.

Sirkeci Büyük Postane
























Bu fotoğraflar da, kapısından içeriye girdiğim andan itibaren bana, başka bir yüzyıla adım atmışım hissi veren Büyük Postane'ye ait.

7 Mayıs 2008

Sirkeci Meşhur Filibe Köftecisi


Sirkeci Garı'ndan Valilik'e doğru çıkarken solda Meşhur Filibe Köftecisi vardır.

Ben ve kardeşlerim için ayrı bir yeri olduğunu düşünüyorum bu köftecinin.

Lise yıllarımızda üçümüzde yaz tatillerinde avukat olan iki dayımızın bürolarında çalışırdık. Kış aylarında yanlarında çalışan stajerler yazın izne ayrılır, adli tatilin başlamasıyla da işleri oldukça azaldığından kendileri ara ara yazlıklarına, tatillere gider, bürolarını da bize bırakırlardı.

Dedem de avukat olmasına rağmen torunlarından hiçbirinin avukatlığı tercih etmemesinde bu büro tecrübelerimizin çok etkisi olduğunu düşünüyorum. Nöbetçi mahkemelerde, icra müdürlüklerinde uzun uzun beklenen saatler, ordan oraya götürülen evraklar, kimin olsa canını sıkar sanırım.

Köfteci ile ne alakası var diyorsanız, dayılarımın ikisinin bürosu da bu köfteciden biraz daha ilerideki bir handaydı. Biz de sabah kahvaltılarımızı Gar'ın karşısındaki Konyalı'dan, öğle yemeklerimizi de, genellikle bu köfteciden yerdik. Dayılarımızın yanındaki mecburi sekreterliğimizin tek zevkli yanı buydu. Konyalı'da hayatınızda yiyebileceğiniz en lezzetli su böreğini, Filibe Köftecisi'nde ise en lezzetli köfteyi tadabilirsiniz.

Ben, parça et yiyemememe rağmen, köfteyi çok severim. Hiç abartısız söylüyorum bu köftecide yediğim köftenin tadını başka hiçbir yerde bulamadım.

İrmik helvaları da harikadır ama gittiğim gün yetiştirememişler. :(

Yolunuz Sirkeci'ye düşerse mutlaka uğrayın.

Araba kullanırken çok iyi bir açıdan çekememişim fotoğrafı ama Köfte&Köfte yazan lokanta değil, onun yanındaki salaş esnaf lokantası gibi görününen yerden bahsediyorum. :)

İşte nefis köfteler...


















Köftenin yanında olmazsa olmaz, piyaz...


















Oğlumun da, lise yıllarımın lezzeti köftenin tadına bakmasını istedim. Biz gittiğimizde Gökhan Tepe ve arkadaşları da orada yemek yiyordu. Onun fotoğrafı yok ama. :)



















Köftecinin küçücük üst katı.


















Tavanındaki çatlakları görünce tırsmadım desem yalan olur.

























Bunlar da penceresinden görüntüler...


























Ahmet Berker'in Pastası


Tam bir yıl önce kızkardeşim Emel'in bebek sevincini sizlerle paylaşmıştım.

Hiç de bir yıl geçmiş gibi gelmese de, miniş Berker'imizin 1 yaşı doldu bile.

Bu, aile arasında yaptığımız ilk kutlamamız için aceleyle yaptığım pastam.

Hemen yenileceğinden, dışında daha önce tarifini verdiğim kolay şeker hamuru tarifini kullandım ve çok memnun kaldım.

Tek sorun kuruyan jel boyalarım oldu. Homojen dağılmadıklarından, şeker hamuruna düzgün renk veremedim. Ben de çitler hariç tüm pastayı beyaz yapıp, resim fırçası ile yine gıda boyalarını kullanarak sonradan boyadım.

Pastayı kakaolu pandispanya ve pastacı kremasına damla çikolata ile muz karıştırarak hazırladım.

İyi ki doğdun Berker'cik. Ailemize mutluluk getirdin. Sağlıklı, mutlu, başarılı, uzun yaşa inşallah...

6 Mayıs 2008

Hayatımda Aldığım En Özel Hediyeler


Canım Esra'cığımın bloğunu ilk ziyaretimde, çalıştığı okulun öğrencilerinin nasıl yokluklarla okumaya çalıştığını görmüştüm. Esra'cığım tüm açıklığıyla anlatmıştı herşeyi.

Etkilenmemek imkansızdı!

Ne yapabilirim diye düşündüm. İlk aklıma gelen temel ihtiyaçlarını giderebilmek için birşeyler yapmak oldu. Ama ben harekete geçene kadar Esra'cığım, www.kardesinisec.com sitesinden öğrencilerine ablalar-abiler bulmuş, ihtiyaçlarını karşılamıştı bile.

Sonra hikaye kitabına ihtiyaçları olduğunu okudum sitesinde. Çevremdekilere ilettim, ama maalesef yeterince kitaba ulaşamadım. Ben de Esra'cığımı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin Yaşasın Kitap Kampanyası'na yönlendirip, bulabildiğim kitapları ve Güneş'in eski oyuncaklarını ona gönderdim. Kullanmadığım herşeyi düzenli olarak bağışladığımdan, istediğim katkıyı yapamadım maalesef.

Şu anki imkanlarım maalesef ki tüm istediklerimi yerine getirmem için uygun değil. Ama inanıyorum ki, herkes ulaşabildiği ihtiyaç sahiplerine yardımda bulunsa, zaten ufacık katkılarla ihtiyaçlar karşılanır.











Bir de Esra'cığımın öğrencileri için kurabiyeler yapıp, herbirini ayrı ayrı paketledim. Aslında amacım şeker hamuru veya royal krema ile onları süslemekti, ama sayı 230 küsür olunca, ona cesaret edemedim.


Amacım Esra'cığımın ve şirin öğrencilerinin yüzünde ufacık bir gülümsemeye sebep olabilmekti.
Yapmak istediklerimin binde birini yapmış olsam da, onlar bana hayatım boyunca unutmayacağım ve hep mutlulukla anacağım bir sürpriz yaptılar.


















Önce o güzel öğrencilerin, şeker elleriyle yazdıkları tam 50 tane mektup geçti elime.


















Nasıl bir mutluluktur, nasıl bir duygudur size anlatmam mümkün değil. Ben onlar için ufacık birşey yapmıştım, ama onlar çok güzel resimler yapıp, mektuplar yazmışlardı bana. Mektup almayalı kaç yıl olduğunu hatırlamıyorum bile. Daha bu mutluluğumun heyecanı geçmemişken, Esra'cığımın gönderdiği Siirt'e özel Tiftik Kilimi




ve Siirt Fıstığı















paketini aldım ki, o zaman neler hissettiğimi hiç anlatamam. Esra'yı aradım ama şoktan pek birşey diyemedim bile. Ne kadar mahcup olduğumu anlatamam.

Canım Esra'm, bana yaşattığın bu mutluluklar için sana çok çok çok teşekkürler ediyorum. Hep söylüyorum ki, öğrencilerinin en büyük şansısın. Sen varken onların sırtı yere gelmez.

O güzel mektuplara en kısa zamanda cevap yazacağım. Tüm öğrencilerinin özellikle de bana mektup yazanların herbirinin güzel yanaklarından öpüyorum. Elleri dert görmesin, Allah hepsine zihin açıklığı versin. Senin çabaların da yerini bulsun ve hepsinin vatanına milletine hayırlı bireyler olduklarını gör inşallah.

Kucak dolusu sevgiler...

2 Mayıs 2008

Üç Maymun-61.Cannes Film Festivali























Sevgili Arkadaşlar,

Çok az muhasebeciye kısmet olan bir onuru sizlerle paylaşmak istedim.

Bu onur, Nuri Bilge Ceylan'ın, 61.Cannes Film Festivali'nde yarışacak olan "3 Maymun" isimli filminde çalışmış olmanın verdiği onur.

Benzer duyguları, 2002'de Tayfun Pirselimoğlu'nun Hiçbiryerde isimli filmi Montreal'de Jüri Büyük Özel Ödülünü kazandığında, 2006'da yine Nuri Bilge Ceylan'a ait "İklimler" filmi Cannes'da Fipresci ödülünü aldığında da hissetmiştim.

Her ne kadar mali koordinatörlük filme sanatsal anlamda bir şey katmıyor olsa da, jenerikte adınızın yazıyor olması bile çok güzel. Bu onuru bana yaşatan Zeynep Hanım'a çok teşekkürler ediyorum.


Üçüncü kez Altın Palmiye için yarışacak olan sayın Nuri Bilge Ceylan'a ve tüm ekibe başarılar diliyorum.























Filmin fragmanını, Youtube'dan aratıp izleyebileceğiniz gibi http://www.nbcfilm.com/3maymun/trailer.php?mid=8 adresinden de indirebilirsiniz.

Aspendos Amfi Tiyatrosu


Antalya tatilimize ait son fotoğraflarımız da Aspendos Amfi Tiyatrosu'na ait.

Tiyatro'ya ilk kez 1999 yılında gitmiş ve çok etkilenmiştim.

Hala kullanılabiliyor olması çok ilginç geliyor bana gerçekten. Ama zarar veriliyor mu acaba diye de korkuyorum.

Daha önceden gittiğimizde Atatürk'e ait bir söz Tiyatronun girişinde yazıyordu.
"Bu tiyatroyu restore ediniz ama kapısına kilit vurmayınız. Burada temsiller veriniz, güreşler düzenleyiniz. 9 Mart 1930, M. Kemal ATATÜRK."


M.s.2. yüzyılda yapılmış olan, 17000 kişilik Tiyatro, Türkiye'nin en iyi korunmuş Amfi Tiyatrosu imiş. Akustiğinin sırrının hala çözülemediği, sahnesindeki en ufak sesin bile, en üst sıradaki izleyici tarafından duyulabildiği iddia ediliyor.

Bizim orada olduğumuz 2007 Kasım ayında Antalya'da, Dünya Ampute (Bedensel Engelli) Futbol Şampiyonası yapılıyordu. 2 yılda bir yapılan ve dördüncüsü ülkemizde düzenlenen Şampiyona'da Milli Takımımız 3. oldu.

Fotoğraflarda gördüğünüz eşofmanlı sporcuların çoğu Brezilya Milli Takımı'nın futbolcuları. (Millilerimiz üçüncülük maçını Brezilya ile yapıp, 1-0 galip gelmişti.)