27 Haziran 2007

Humus


Küçüklüğümden beri ezilmiş baklagillerden yapılan mezeleri pek sevmem. Fava ve humus gibi...

Geçtiğimiz ay, bir arkadaşımızın nişanı için Bağdat Caddesi'nde bir Cafe'ye gittik. Oradaki mezelerden birinin şekil ve şemalinden ne olduğunu anlamadım. Üzerinde çam fıstıkları vardı ve görüntüsü irmik helvasına benziyordu. :))

Ancak tadına bakınca humus olduğunu anlayabildim. Sıcak servis edilmişti ve çok güzeldi. (Veya benim karnım çok açtı. :))))

Geçenlerde aklıma geldi. Denemek istedim ama gördüğüm tariflerde sıcak servis edilenine ve içinde fıstık olanına rastlayamadım. Ben de o tarifleri karıştırıp, kendimce bir humus yaptım. Hem sıcak, hem soğuk yenilebiliyor. Değişik tat arayanlara tavsiye ederim.

Malzemeler:
1 su bardağı nohut
Yarım çay bardağı tahin
1 çay bardağı zeytinyağı
Yarım çay kaşığı kimyon
1 tatlı kaşığı tatlı kırmızı toz biber (acı seviyorsanız kırmızı pul biber de kullanabilirsiniz)
4 diş sarımsak (havanda dövülmüş)
3 dolu dolu yemek kaşığı çam fıstığı
Tuz
(Nohutu beklettiğiniz suya koymak üzere 2 çay kaşığı kekik, yarım çay kaşığı kimyon)
(Soğuk servis edecekseniz ayrıca 1 limonun suyu)

Yapılışı:
-Bir gece önceden nohutları bir kaba koyup, üzerini 4 parmak geçecek kadar su doldurun.
-Sabah nohutların suyunu değiştirip, yeni suya 2 çay kaşığı kekik, yarım çay kaşığı kimyon koyup, 1 saat daha bekletin. Daha sonra yıkayıp, süzün. (Bu işlem nohutların gazını almak için gerekli.)
-Nohutları tencereye alın. Üzerini yine 4-5 parmak geçecek kadar su koyun. Kaynayınca 1 çay kaşığı tuz ekleyin. Nohutları iyice yumuşayıncaya kadar haşlayın. Haşlama sırasında suyun üzerine çıkan köpükleri alın. (Benim nohutlarımın haşlanması 50 dakika sürdü. Ama bu süre nohutun cinsine göre değişebilir.)
-Sonra nohutları süzün, ama haşlama suyunu dökmeyin.
-Nohutları, tahini, dövülmüş sarımsakları, 1 çay kaşığı tuzu, yarım çay kaşığı kimyonu, zeytin yağının yarım çay bardağı kadar kısmını, 1 çay bardağı kadar da nohutları haşladığımız suyu robotunuza koyun. İyice ezilene, hamur gibi olana kadar ezin.
-Ayrı bir tavaya kalan yarım çay bardağı zeytinyağını koyun, ısıtın.
-Çam fıstıklarını yağa ekleyip, hafif kahverengileşene kadar 1-2 dakika kavurun.
-Sonra tatlı veya acı kırmızı biberinizi ekleyip, 1 dakika da, biberi kavurun.
-Robottaki karışımı tavanıza dökün. İyice karıştırın ve 2 dakika kadar da hepsini birden pişirin. (Kıvamını daha sulu istiyorsanız, nohutların haşlama suyu ile ayarlayabilirsiniz. Ama bence bu kıvam ideal. :)))
-Servis tabağınıza alın. Bu şekilde, sıcak, 1 limonun suyunu ekleyerek de soğuk servis edebilirsiniz.

Afiyet Olsun.

26 Haziran 2007

Damla Sakızlı Yalancı Tavuk Göğsü


Yalancı tavuk göğsü tariflerinin hepsi birbirine benzer. Çünkü hazırlamanız gereken basit bir muhallebidir. Ona tavuk göğsu kıvamını veren, uzun süre çırpılmasıdır.

Ben de, basit tarife damla sakızı ekleyerek, bu sıcak günlerde, ferahlatacak bir tatlı hazırladım. :)

Sütlü tatlıları ve damla sakızı tadını seviyorsanız, mutlaka deneyin.

Aynı tarifi damla sakızı koymadan da yapabilirsiniz.

Malzemeler:
1 lt süt
1 su bardağı un
1 yemek kaşığı mısır veya buğday nişastası
1 su bardağı toz şeker
1 paket vanilya
100 gr tereyağı
2 nohut büyüklüğünde damla sakızı (isteğe bağlı)

Yapılışı:
-Un, nişasta ve tereyağını bir tencereye koyun. 2-3 dakika, un kokusu duyulana kadar kavurun.
-Sütü azar azar ve sürekli karıştırarak ekleyin.
-Toz şekeri de ekleyip, yine karıştırarak pişirmeye devam edin.
-Kaynamaya başladığında vanilyayı ve havanda dövdüğünüz damla sakızını ekleyin. 2-3 dakika kadar pişirmeye devam edin. (Biraz pütürlü bir muhallebiniz olduysa, dert etmeyin. Çünkü çırpma işlemi sırasında pütürler kaybolacaktır.)
-Ocaktan aldıktan sonra, varsa robotla, muhallebiniz ılınana kadar, yüksek hızda çırpın. Robotunuz yoksa mikserle 10 dakika kadar çırpın. (Ben robotla 20 dakika çırptım. Ne kadar çırparsanız o kadar güzel kıvam elde edersiniz.)
-Daha sonra muhallebinizi ıslattığınız borcam gibi bir kalıba dökün. Soğutup, üzerini tarçın veya hindistan cevizi ile süsleyerek servis edebilirsiniz.

Afiyet Olsun.

22 Haziran 2007

Tekirdağ Köftesi


Daha önce de bahsettiğim gibi boğazına düşkün bir aileyiz.

Aklımıza estiği için, İstanbul'dan kalkıp, Tekirdağ'a köfte, Bursa'ya iskender, Adapazarı'na ıslama köfte, Amasra'ya balık yemeye gittiğimiz çok olmuştur.

Ben etli tatları çok sevmesem de sırf gezmeyi sevdiğimden, bu yörelerine has yemekleri evde yapmayı hiç denememiştim.

Geçenlerde, CNN Türk'teydi sanırım, Tekirdağ'ın meşhur köftecisi Özcanlar'ın, tekirdağ köftesini nasıl yaptığı anlatılıyordu. İzlerken tarifi not almadım, çünkü asıl sırrının et, ekmek, soğan ve sarımsağın, kıyma makinesinde birlikte çekilmesi olduğunu söylüyorlardı. Benim de kıyma makinem yok. Ama uzun süre yoğurursam belki aynı tadı yakalayabilirim umuduyla dün denedim. Gerçekten de çok başarılı oldu bence. :)

Siz gidebiliyorsanız yine Tekirdağ'da yiyin. Çünkü her yörenin özel etli yemeği, kendi hayvanlarının etinden yapılmış olunca daha güzel. Ama gidemiyorsanız da bu tarifi deneyin.

Malzemeler:
400 gr köftelik kıyma
1 su bardağı rendelenmiş bayat ekmek içi
1 soğan
3 diş sarımsak
1 çay kaşığı kimyon
Yarım tatlı kaşığı tuz
Yarım çay kaşığı karabiber
1 silme tatlı kaşığı karbonat

Yapılışı:
-Eğer kıyma makineniz varsa, kıyma (veya aynı miktarda parça et), ekmek içi, soğan ve sarımsağı 2-3 kez makinenizde çekin.
Kıyma makineniz yoksa, soğanı ve sarımsağı rendenin en ince tarafıyla rendeleyin. Kıyma, rendelenmiş ekmek içi, soğan ve sarımsağı 5 dakika yoğurun.
-Kıyma makinesiyle yapıyorsanız, daha sonra baharatları ekleyip, yoğurup, tekrar makineden geçirin.
Elde yapıyorsanız, yine baharatları ekleyip, üşenmeden 10 dakika daha bütün kuvvetinizle yoğurun.
-Kapalı bir kaba koyup, 4-5 saat buzdolabında bekletin. (Beklemeden de kullanabilirsiniz, ama beklerse daha güzel oluyor.)
-Sonra köfte hamurunuzdan parçalar koparıp, küçük parmağınız boyutlarında, şekli verin
-Televizyonda gördüğüm ustalar, köfteleri, ızgaranın sızan yağına batırıp öyle ızgaranın üzerine koyuyorlardı. Siz de tabanı düz olmayan bir teflon tavaya az sıvı yağ dökün. Yağ ya ortasına, ya kenarlarına toplanacaktır. Sonra tavayı ısıtın. Köftelerinizi tavanın içindeki yağa bulayıp, tavanın yağsız kısmında pişirin.
Karışık anlatmadığımı umuyorum. Bu kendi kendime uydurduğum bir yöntem. Sevgili Tekirdağlı arkadaşım Soframdakiler, tabağa sıvı yağ koyup, ona bulayıp, ısınmış tavada pişirin diye tarif etmişti. Siz de öyle yapabilirsiniz pek tabii. Ama belki yağ çeker diye ben öyle yapmadım. :)))
-Daha sonra da pilav, biberli acı sos ve kornişonla birlikte servis edin. Tabii dilerseniz patates kızartması da yanına çok yakışacaktır. :)

Afiyet Olsun.

19 Haziran 2007

Assos Gezimiz

Assos'a giderken...
Cuma akşamı saat 18.30'da yola çıktık. Bahçeşehir civarındaki yol yapım çalışması yüzünden, yarım saatlik mesafeyi, bir buçuk saatte alabildik.

Boğazına düşkün Akın Ailesi, Marmara Ereğlisi'nde, eşimin daha önceden gidip çok beğendiği, Yelken Restaurant'ta yemek molası verdik. Yanımızda, bizimki gibi 3 yaşında çocukları olan arkadaşlarımız Özlem ve Cüneyt de vardı.

Trafikte kaybettiğimiz zaman sayesinde, arabada uyumuş, zor uyandırılmış çocuklarımızın mırıltısı eşliğinde, lokantaya girdik. Nefis manzaraya karşı, bol yeşil salata, mezeler, barbunya balığı ve Tekirdağ'ın meşhur peynir helvası tatlısından yedik. (Yolculuk hikayemizi yazacağımı düşünmediğimden, yol fotoğrafları yok maalesef. Bir dahaki sefere buna dikkat edeceğim. :) )

Ve tekrar yola koyulduk.

Tekirdağ'dan geçerken hava iyice kararmıştı. Meğer "Kiraz Festivali" varmış. Merkezinde, yol kenarı boyunca standlar kurulmuş, havai fişek gösterileri yapılıyordu. Çok kalabalıktı. Festival olduğunu, daha önceden bilseydik, yemek molamızda Tekirdağ'da köfte yiyip, festival alanını gezebilirdik.
Ne diyelim, sağlık olsun. :)

Çanakkale Boğazı'nı geçmek için iki alternatifiniz var. Birincisi Eceabat'tan feribota binmek, ikincisi Kilitbahir'den, daha küçük ama yine araba taşıyabilen motorlara binmek. Biz daha kısa sürdüğü için Kilitbahir'i tercih ediyoruz hep. Çünkü burada karşı kıyıya olan mesafe daha kısa.
Ama cuma gecesi bizim geçmeye çalıştığımız saatte, sadece iki araç olduğundan, en az 20 araç daha bekleyeceklerini söylediler. Biz de ne kadar bekleneceğini bilmediğimizden, kalkışına 6 dakika kalmış olan Eceabat feribotuna, uçarak yetişmeye çalıştık. Neyse ki yetişebildik. :)

Çanakkale'ye geçtiğimizde saat 2 olmuştu. Bütün gün çalışıp, akşam yola çıkmış şoförlerimizin göz kapakları kapanmaya başlamıştı. Ama önümüzde hala 1 saatlik yol vardı...

Peyniri ile meşhur Ezine'yi geçip, Ayvacık sapağına geldik. Burada ana yoldan ayrılıp, dar ve virajlı yollarda, 19 km daha devam etmeniz gerekiyor.

Yolun sonunda Assos'a (Behramkale) ulaştık. Bizim kalacağımız yer olan Kadırga Koyu'na gitmek için, kalenin içine girmeden, ilk kavşaktan sola dönüp, 2 km daha ilerliyorsunuz.

Saat 3'te, yol yorgunluğuyla otelimize varmıştık artık. Geç geleceğimizi bildirdiğimden, bizi bekleyen otel görevlileri tarafından karşılandık, uyuyan çocuklarımız kucağımızda, odalarımızın yolunu tuttuk. :)



















Albena Hotel'deyiz artık...
Albena Hotel'i daha önceki Assos gezilerimizden biliyorduk. Bir seferinde odalarını da gezmiştik.
Buralarda yeni yapılaşmaya izin verilmediğinden, tüm oteller eski. Odalarında da çok fazla lüks bulamıyorsunuz.
Biz çocuğumuz olmadan önce hep, yine Kadırga Koyu'ndaki, Yıldızsaray Hotel'i tercih ediyorduk. Çok sık gittiğimizden işletme müdürüyle ahbap bile olmuştuk.

Ama Güneş doğduktan sonra, aynı koydaki, havuzlu diğer tesisleri denemeye başladık. Belirtmeliyim hiçbirinden Yıldızsaray'daki kadar memnun kalmadık. Neyse ki şu anda oraya da havuz yapılıyor ve biz diğer otelleri deneme eziyetinden kurtuluyoruz. :))))

Sabah güzel bir güne uyandıktan sonra, kahvaltıya gittik. Kahvaltıları, köy ekmeği dışında çok vasattı. Albena'da konaklama yarım pansiyon. Yani oda ücretlerine, kahvaltı ve içecekler hariç, akşam yemeği dahil. Fiyatlar da haziran ayı için, gecelik, çift kişilik odada kişi başı 70.-ytl, temmuzda 80.-ytl, ağustosta 90.-ytl.

Akşam yemeğinde de çorba, zeytinyağlılar, makarna ve et-tavuk ızgara vardı. Yani balık yok! :(
Biz de ekstra ücretini ödeyerek, menümüze balık dahil ettik. Bir de benim çok sevdiğim kabak çiçeği dolmasını. Ama çok yadırgadığımı ve oldukça yüklü bir fark ödediğimizi söylemeliyim. Yıldızsaray'da, akşam yemeğinde mutlaka, fiyata dahil, balık oluyordu.
(Kadırga Koyu'ndaki Yıldızsaray Hotel'de, yine yarım pansiyon haziran fiyatları 50.-ytl, temmuz ve ağustos fiyatları 70.-ytl. Havuzları ay başında açılıyormuş. Ama aynı isimle limanda da bir otel var aklınızda olsun.)



















Havuzlarında arıtılmış deniz suyu var. Yani tuzlu.



















Bu fotoğrafta da odaların olduğu kısmı görüyorsunuz.




















Otelin parkı ve hamakları çok güzeldi. Güneş ve Gökdeniz her fırsat bulduklarında buraya kaçıyorlardı. :)



















Biz de çocuklardan fırsat bulduğumuzda hamak sefası yaptık. Ama puflar da en az hamaklar kadar rahattı.



















Otelde çok az kişi vardı. Tam sezonu olmadığından herhalde. Fotoğraflarda in cin top atması bu yüzden. :)




















Bizim oğlan gün boyu çıkmadı havuzdan. Oyuncaklarıyla oynayıp, diğer çocuklara sataştı. :)



















Kadırga Koyu'ndaki oteller denize sıfır değiller. Hepsinin önünden yol geçiyor. Tüm sahilde halk plajları var. Her otelin önünde kendi koydukları şezlonglar var ama bunlardan herkes ücretsiz faydalanabiliyor. Deniz yılın çoğu ayı soğuk. Sahil küçük çakıllı. Yürümek biraz zor yani. Deniz de hemen derinleşiyor.

Neden çocuklu olduktan sonra, havuzlu otel aradığımızı anlamışsınızdır. :)




















Güneş öğle uykusundayken, puflardan birini bu gördüğünüz zeytin ağacının altına koydum. Huzur içinde sessizliği dinledim. Eğer giderseniz size de tavsiye ederim. :)

Zeytin dalı görüntüsü bana hep huzur vermiştir. Ne de olsa barışın sembolü değil mi? :)



















Özetle, Albena Hotel ile ilgili aklımda kalanlar, odalarının ve yemeklerinin vasatlığı, peyzaj düzenlemesinin, parkının ve havuzlarının güzelliği, yapışkan sinekleri, güler yüzlü çalışanları, otelin sahibinin ilgisi...

Bir daha gider misin, derseniz? Hayır...




















Pazar akşamı artık dönüş yolundayız...
Akşam üzeri eşim, dönerken Edremit, Bursa üzerinden dönelim, zeytinyağı alıp, iskender yiyelim dedi. Biz de hemen kabul ettik tabii... :)

Daha sonra da bu yolun daha kısa ve kolay olduğununa, bundan sonraki Assos'a gidişlerimizde bu yolu takip etmemiz gerektiğine karar verdi. Veya Feribotla Bandırma'ya gelip, Assos'a devam etmek de mümkünmüş. Bandırmadan sonra Assos'a kalan yolunuz 150 km.

Güzergahımız, son anda alınmış bir karar olduğundan, sevgili Erkan Acurol Beyefendi'ye uğramamız mümkün değildi. Kendisi bana kızsa da, anlayacağını biliyorum. Nezaketi için tekrar teşekkür ederim. :))

Biz, planladığımız gibi, Ayvalık yakınında Ayvalık tostu yedik, Edremit'ten, höşmerim, zeytinyağı ve zeytin, Adapazarı'ndan kuru soğan aldık, Bursa'da da İskender yedik. :)
Çatlamak üzere olmasak, Susurluk'ta ayran ve tost, Mustafakemalpaşa'da peynirli kemal paşa tatlısı da yiyecektik ama, onlar bir daha ki sefere artık... :) Sizin yolunuz düşerse, kapasiteniz ölçüsünde tatlarına bakarsınız.

Gelelim Assos ile ilgili genel düşüncelerime...
Bölge sit alanı ilan edildiğinden, güzelim doğası bozulmuyor. Benim gördüğüm iki site var. Onlar da daha önceden izin aldıklarından, inşaatlarına devam ediyorlar bildiğim kadarıyla. Dilerim bir sonraki gidişimde yeni inşaatlar görmem. Bu halinin korunmasını gönülden diliyorum.

Eğer büyük bir şehirde yaşıyor ve stres altında çalışıyorsanız, ihtiyacınız olan sessizlik ve huzuru bulacağınız yegane adres Assos bence...

Çünkü tatil yaparken istediğim herşey Assos'ta var. Tarih, sessizlik, huzur, yöresel ve enfes tatlar, tertemiz akvaryum gibi deniz, plaj, doğa...
Şimdiye kadar gittiğim otellerde, eksikliğini çektiğim şey odalarındaki konfor, ama denemediğimiz ve aradığım konforu bulabileceğimi düşündüğüm Eden Garden var. Oraya da gittikten sonra kesin kararımı vereceğim. (Eden Beach değil ama. Bölgede aynı isimli oteller olması karışıklığa neden olabiliyor. Eden Beach'in odalarını görmüştük birkaç yıl önce, kümesten bozma gibi görünüyorlardı.)

Limandaki oteller daha butik otel tarzındalar. Ama orada da, plaj olmayıp, iskeleden denize girildiğinden ve kayalık olduğundan, benim tercihim değiller. Bir de ekşi sözlükte, oradaki otellerin kanalizasyonlarını denize atabilme izinleri olduğu yazıyordu. :((
Kadırga Koyu'ndakiler, 3 yıldızlı, salaş oteller. Koyun sonunda bir Kapheros Tatil Köyü var ki, allah muhafaza. Geçen yıl oraya gittik ve nasıl kaçacağımızı bilemedik. Herşeyi çok kötüydü. Sakın gitmeyin.

Tarihi olan kısımı, kale bölgesindeki Assos Antik Kenti. Aristo'nun 3 yıl yaşayıp, evlendiği, dersler verdiği yerleri görmek, o eşsiz manzarayı izlemek inanılmaz keyifli.
Türkiye'nin yurtdışındaki tanıtım broşürlerinde, Antik Kent'in en üst noktası olan, Athena Tapınağı'nın manzarası için "Güneşin en güzel battığı yer" deniliyor. Gerçekten görünülesi bir manzara...

Bir scanner edinir edinmez, daha önce çekmiş olduğum fotoğrafları da sizlerle paylamak istiyorum. Bu gezimiz kısa olduğundan Behramkale'ye çıkmadık.

Bahsettiğim özellikleri ilginizi çekiyorsa mutlaka Assos'u görün. :)


Herkese sevgiler...

18 Haziran 2007

Fırında Sebzeli Köfte



Köfte İçin Malzemeler:
300 gr kıyma
1 yumurta
1 soğan (rendenin ince tarafıyla rendelenmiş)
1 su bardağı kadar ekmek içi
2 diş sarımsak (havanda dövülmüş)
Tuz, karabiber, köfte baharı
Diğer Malzemeler:
5 patates
5 diş sarımsak
3 domates
3 çarliston biber
1 yemek kaşığı salça
5 yemek kaşığı sıvı yağ
Tuz, su

Yapılışı:
-Köfte için gerekli bütün malzemeleri, karıştırma kabında iyice yoğurun.
-Elinizi ıslatarak, köftelerinize yuvarlak şekil verin.
-Fırın tepsinize, halka doğradığınız patatesleri dizin.
-Üzerlerine köfteleri paylaştırın. (Köfteler patatesin üzerinde olursa, tepsiye yapışmazlar ve servis sırasında dağılmazlar.)
-Sonra yine halka doğradığınız domatesleri, köftelerin üzerine yayın.
-Sarımsakları tepsinin değişik yerlerinde, aralara sıkıştırın.
-En üste de parmak boyutlarında kestiğiniz çarliston biberleri yayın.
-Bir kapta, yarım tatlı kaşığı tuzu ve 2 su bardağı suyu, 1 yemek kaşığı salçayla karıştırın. Salçayı suda iyice eritip, tepsinizin üzerine gezdirin.
-Daha sonra da sıvı yağı gezdirin.
-Tepsinizin üzerini yağlı kağıtla kaplayın.
-200 derecede ısınmış fırınınıza verin. 50-60 dakika, patatesler iyice yumuşayıncaya kadar pişirin.

Afiyet Olsun.

15 Haziran 2007

Torbada Zencefilli Limonlu Tavuk


Sevgili Arkadaşlarım, benim eşim inşaat mühendisi ve yaz aylarında işleri yoğunlaştığından, uzun tatiller yapamıyoruz.

En büyük lüksümüz haftasonu kaçamakları...

Bugün de Assos'a gidiyoruz. Eşimin de benim de en sevdiğimiz tatil yöresi Assos ve çevresi.

Aslında, daha çok yer gezebilmek için, gördüğüm yerlere tekrar gitmem pek. Ama bunun tek istisnası Assos. Tam sayısını bilmiyorum ama, son on yılda en az 10 kez gitmişizdir. :)))
Orada ne bulduğumuzu dönünce uzun uzun anlatacağım size. :)

Gitmeden önce, bir diyet yemeği yazayım istedim. Diyette olan arkadaşlar bile pizza, kurabiye tarifi verirken, ben bari diyette olanları üzmeyeyim dedim. Bu laf kime gidiyor, kendini biliyor tabii. :))

Bu tarif tamamen kendi uydurmamdır. Baharat miktarlarını kendi ağız tadınıza göre ayarlayabilirsiniz.

Çalışırken fırın torbalarını çok sık kullanırdım. Dilerim sağlık açısından bir mahsuru yoktur. Çünkü bu şekilde, yiyecekler kendi yağı ve suyu ile piştiğinden, diğer yöntemlere göre çok daha lezzetli ve hafif oluyorlar. Hem de hazırlığı çok kolay.


Malzemeler:
2 adet kalçalı tavuk but
3 adet patates
2 adet büyük havuç
4 diş sarımsak
Yarım limonun suyu
Yarım çay bardağı su
1 çay kaşığı köri
Yarım tatlı kaşığı tuz
Yarım çay kaşığı karabiber
Yarım çay kaşığı zencefil
Pişirirken kullanmak için; 1 adet fırın torbası ve klipsi









Yapılışı:
-Bir kaba, limon suyu, su, tuz ve tüm baharatları koyun. Karıştırın. Yıkadığınız tavuk butlarını, bu karışıma bulayıp, sıvının içinde 10 dakika bekletin. Sarımsakları temizleyip, butların değişik kısımlarına sıkıştırın veya kesikler açıp batırın. Daha sonra tavukları fırın torbasına koyun. Fırına dayanıklı kaba alın.
-Patatesleri, havuçları soyup, iri küpler halinde doğrayın ve yıkayın. Sularını süzdürüp, tavukları beklettiğiniz sıvının içine koyun. İyiyce karıştırıp, sıvıyla beraber torbadaki tavukların üzerine yayın. Torbanın klipsini kapatın. Torbanın üzerinde bıçakla ikişer santimetrelik kesikler açın. (Sebze olarak, taze bezelye, mantar da ekleyebilirsiniz. Ben tatile gitmeden önce evdeki malzemeleri bitirebilmek için olanları kullandım.)
-200 dereceye önceden ısıttığınız fırınınıza verin. 70-80 dakika kadar pişirin. Tavuğunuza göre pişme süresi değişebileceğinden, fırından almadan önce, yumuşayıp yumuşamadığını kontrol edin.









Afiyet Olsun.

13 Haziran 2007

Adım Adım Şeker Hamuru Yapımı (Sugarpaste)

Malzemeler:
7,5 su bardağı ince çekilmiş ve elenmiş pudra şekeri
1 yemek kaşığı toz jelatin (silme)
Çeyrek su bardağı oda sıcaklığında su
1 tatlı kaşığı tel süzgeç ile süzülmüş limon suyu
Yarım su bardağı glikoz
1 yemek kaşığı gliserin (silme)


















Yapılışı:
1-Pudra şekerinizi eleyin. 5 su bardağı kadar kısmını yoğurma kabınıza koyun.



















2-Mikrodalgaya dayanıklı bir tabağınıza toz jelatini koyun.



















3-Toz jelatinin üzerine, çeyrek su bardağı suyu serpin. 1 dakika kadar bekleyin, jelatin suyu çekip, şişsin.



















4-Şişen jelatini, mikrodalganın ısıtma ayarında 10 saniye ısıtın. Çok ısınmaması önemli. Sadece eriyecek kadar mikrodalgada kalmalı.



















5-Daha sonra eriyen, toz jelatinli suya, limon suyu, gliserin ve 20 saniye mikrodalgada ısıttığınız glikozu da ekleyin. İyice karıştırın. Glikozun tam dağılmadığını düşünüyorsanız 5 saniye kadar daha, karışımın tamamını mikrodalgaya koyun, ısıtın.



















6-Bu karşımı, yoğurma kabınızdaki pudra şekerinin ortasına döküp, yoğurmaya başlayın. Bir süre sonra kabın içinde yoğurmak zorlaşacaktır. Ayırdığınız 2,5 bardak pudra şekerinden bir miktar tezgaha döküp, hamurunuzu tezgahta yoğurmaya devam edin. Çok sert bir hamur olduğundan, oldukça kol kuvvetine ihtiyacınız olacak.
Azar azar ayırdığınız pudra şekerinden ekleyip, elastik ama sertçe bir hamur yoğurun. Pudra şekerinin miktarını kesin söylemek mümkün değildir. Ortamın, hatta elinizin sıcaklığı bile miktarı değiştirecektir. Benim, 7,5 bardak pudra şekerinin tamamını kullandığım hiç olmadı, ama siz bu miktarı hazır bulundurun.



















7-Hamurunuz hazır olduktan sonra, kullanıncaya kadar, streç filme sarıp, hava almayan bir kapta ve oda sıcaklığında saklamalısınız. Hava ile temas ettiğinde hamurunuz kuruyacaktır. Buz dolabına koyarsanız da, renklendirdiyseniz, renkleri akacak ve hamurunuz terleyecektir.
Bir süre beklemiş hamurunuzu kullanmadan önce, tekrardan iyice yoğurmanız ve katılaşmışsa birkaç saniye mikrodalgada ısıtmanız gerekebilir.



















8-Şeker hamurunuzu açmak için, mümkünse mermer yüzeye, resimdeki gibi, kalınca bir miktarda pudra şekeri elemeniz gerekmektedir. Yüzeyin ve merdanenin kuruluğuna çok özen gösterin. Hamurunuzu merdaneyle açarken, kenarlarından taşan pudra şekerini, yumurta fırçası gibi bir fırça yardımıyla, hamurdan uzaklaştırmalısınız.

Deneyecek olanlara, kolay gelsin. :))))

Not: 1-Mikrodalga fırını olmayanlar, malzemeleri, benmari usulü de ısıtabilirler.
2-Pudra şekerini, pasta malzemeleri satan yerlerden almalısınız. Normal, kutu pudra şekerleri, daha iri taneli olduğundan, istediğiniz sonucu elde edemezsiniz.
3-Toz jelatin, glikozu da pasta malzemeleri satan yerlerden temin edebilirsiniz.
4-Gliserini ise eczanenizden alabilirisiniz.

11 Haziran 2007

Sosisli Sandviç


Benim gibi, her pazartesi diyete başlıyorsanız, bu tarife bakmayın.
En azından bugün. :))) Nasıl olsa yarın normal hayatımıza döneceğiz. ;)

Ne olacak halim bilemiyorum! Evlendikten sonra düzenli kilo almaya başladım.

Hamilelik de üzerine tuz ve biber ekti. Aslında hamilelik değil de, sonrası demek lazım. Hamileyken hayatımda beslenmediğim kadar dengeli beslendim. Söz konusu olan, evladınız da olsa, başka bir bireyin hayatı olunca, insan çok daha hassas davranıyor. Hamileyken kilo bile vermiştim. Sadece son haftasında biraz kilo aldım. Doğuma gittiğimde, başlangıç kilomun üzerine sadece 5 Kg almıştım. Tabii tahmin edersiniz ki, doğumdan sonra arayı çok güzel kapattım. :(

Bunda, et yemeyip, bunun yerine sebze meyve koyacağıma, hamur işlerini tercih etmemin rolü büyük.

Bugün yine diyete başladım. Bir önceki ciddi diyetimi de sizlerle paylaşmıştım. O zaman 3 Kg verebildim. Çok şükür ki geçen zaman zarfında, 3 Kg'ı geri almadım. Şimdi devam etmem gerekiyor, çünkü vermem gereken çok kilo var. :(((((((

Bunların üzerine, size çok kalorili bir tarif vermek ne kadar doğru bilmiyorum ama, kilo problemi olmayanları da düşünmek lazım değil mi? :))

Çocukları ve eşi sosisli sandviçi sevmeyen pek yoktur sanırım. Yiyecek olarak sosis, hiç de sağlıklı bir seçim değil aslında. İçinde çoğunlukla hayvanın hangi bölgesi olduğu çok da bilinmeyen et ürünleri, nişasta ve katkı maddeleri var. Hele, "ekonomik" etiketi olanlarda çoğunlukla tavuk eti var. Ve mutlaka nişasta oranı da diğerlerinden fazladır.

Ama herşeye rağmen, yılda bir de olsa, kaçamaklara izin vermek lazım değil mi? Dışarda yediğiniz ve içinde nasıl bir sosis kullanıldığından haberdar olmadığınız sandviçler yerine, bildiğiniz güvendiğiniz markaların sosislerini kullandığınız ve kendi yaptığınız sandviç çok daha sağlıklı olacaktır. Bu tarifi uygularsanız emin olun ki, aynı tadı yakalayacaksınız.

Malzemeler:
5 adet uzun sosis
2 yemek kaşığı salça (tepeleme)
3 yemek kaşığı margarin (tepeleme)
1 tatlı kaşığı un (tepeleme)
3 su bardağı sıcak su
Yarım tatlı kaşığı tuz
5 adet uzun sandviç ekmeği
İsteğinize göre; ketçap, mayonez, hardal, acı sos, kornişon turşu

Yapılışı:
-Tencerenize salça, margarin ve unu koyun. Orta ateşte, sürekli karıştırarak salçayı eritin. 5 dakika kadar pişirin.
-Daha sonra 3 su bardağı sıcak suyu ve yarım tatlı kaşığı tuzu ekleyin.
-Salçalı suyunuz kaynayınca, sosisleri içine koyun. 30 dakika orta ateşte haşlayın.
-Sandviç ekmeklerinizin, ortasını keserek, boş olarak tost makinenizde 2-3 dakika ısıtın.
-Pişen sosislerinizin suyundan, 1-2 yemek kaşığı kadar, sandviç ekmeklerinizin içine gezdirin. Sosislerinizi, kornişon turşunuzu ve istediğiniz sosları ekleyerek, servis edin.











Afiyet Olsun.

9 Haziran 2007

İmambayıldı


Malzemeler:
4 patlıcan
3 çarliston biber
2 soğan
7 diş sarımsak
5 domates
4 yemek kaşığı zeytinyağı
1 çay kaşığı karabiber
1 tatlı kaşığı toz şeker
2 yemek kaşığı maydanoz
Tuz, su
Kızartmak için; sıvıyağ

Yapılışı:
-Patlıcanları alaca soyun. Tuzlu suda 30 dakika bekletin. Sürenin sonunda sudan çıkarıp, elinizle sıkın.
-Kızgın, bol yağda kızartın. Yağının süzülmesi için, kağıt havlu üzerine alın.
-Diğer tarafta tavanıza, 4 yemek kaşığı zeytinyağını, piyazlık, uzun uzun doğradığınız soğanları, küçük doğradığınız biberleri ve yine ince ince doğradığınız sarımsaklarınızı koyun. Soğanlar ve biberler iyice yumuşayıncaya kadar, yaklaşık 5 dakika kavurun.
-Kabuklarını soyup, küp küp doğradığınız domatesleri, toz şeker, karabiber ve yarım tatlı kaşığı da tuzu ekleyin. Domatesler iyice eriyinceye kadar, yaklaşık 15 dakika, pişirmeye devam edin.
-Altını kapatın ve ince kıydığınız maydanozları ekleyin. Karıştırın.
-Yağı süzülmüş patlıcanlarınızı, fırın tepsisine alın. Üst kısımlarını boyuna, bıçakla, ince bir çizgi halinde kesin. Tavadan suyunu sızdırarak aldığınız domatesli harcı, içlerine paylaştırın.
-Tavada kalan domatesli suyunuza, 1 su bardağı su ve 1 çay kaşığı tuz ekleyip, tepsinizin kenarından, patlıcanların üzerine gelmeyecek şekilde dökün. (Eğer domatesleriniz az suluysa, tavada su kalmamış olabilir, o zaman sadece suyu ve tuzu karıştırıp dökün.)
-Tepsinizi, 200 dereceye daha önce ısıttığınız fırınınıza verip, 30 dakika pişirin.
-Daha sonra servis tabağınıza alıp, soğutun.

Afiyet Olsun.

8 Haziran 2007

:(((

Bugün, dün aldığım dergilere göz atarken, Sofra Dergisi'nin, "Dünya Mutfağı, Tatlılar Pastalar" ekinde "Su Muhallebisi" tarifini gördüm.

Eşim de, pelte gibi tatlıları çok sevdiği için, hemen deneyeyim dedim. Şimdiye kadar hiç yapmamıştım. Aklıma gelip de bloglara da bakmadım. Tarifi aynen uyguladım. Tadı iğrenç oldu. İçinde 100 gr margarin ve su olunca, yerken aynı margarin kalıbını ısırıyormuş gibi hissediyorsunuz. Aman diyeyim, sakın içinde katı yağ olan su muhallebi tariflerini denemeyin! Sofra Dergisi'ne de teessüflerimi sunuyorum. :((

Bu da, her fırsatta margarin yemeyin diyen Erkan Bey'in ahı galiba. :)))

7 Haziran 2007

Erkan Bey'in Yemek Kitabı

Her ayın ilk günleri olduğu gibi, dün de D&R'a gidip, bu ayın Sofra ve Lezzet dergilerini aldım. Ayrıca fırsat bulmuşken yeşilmutfak, Erkan Acurol Bey'in Ayvalık Mutfağı kitabını da aldım.

Zeytinyağlı, sağlıklı yemekleri seven herkese, Erkan Bey'in kitabını tavsiye ederim. Adını duymadığım pek çok yemek tarifi var kitapta. Sayfalarına göz gezdirirken, burnuma, Ayvalık'ın zeytin ve deniz kokusu geldi.

Kitap ikinci baskısını yapmış bile... :)))

Jenga Sigara Böreği :)


Bilim bakalım, hangi sigara böreğini çekerseniz jenga kulemiz yıkılacak?

Cevap veriyorum; herhangi birini. :))))

Gecenin bir vakti bu börekleri yaptım, yaparken de elimi yaktım. Sakar mıyım neyim? Yapmaya başladığımda karnım açtı, ama pişirmem bittiğinde doymuştum.

Havalar gibiyim yani, bir acayip!!!

Sigara böreğinin de tarifi mi olur? Diyen varsa aranızda, söyleyeyim; iç malzemesine çoğunluğunuzun koymadığını zannettiğim, yumurta koyuyorum da o yüzden yazayım dedim. Lezzeti inanın çok daha güzel oluyor. Yumurta, içini toparlıyor ve lor peyniri ile bile yapsanız yerken peynirler üzerinize dökülmüyor. Ne kadar faydalı değil mi? :))))))

Malzemeler:
2 adet yufka
200 gr beyaz peynir veya lor peyniri
3 yemek kaşığı ince kıyılmış maydanoz
1 yumurta
Kızartmak için; sıvı yağ.

Yapılışı:
-Yufkayı tezgahınıza yayın. Önce dörde, sonra o dört parçanın herbirini de üçe bölerek, 12 eşit üçgen parça elde edin.
-Beyaz peyniri ufalayın. Maydanoz ve yumurtayı da karıştırıp, iç malzemesini hazırlayın.
-Üçgenlerin geniş kenarına, birer tatlı kaşığı kadar peynir koyun. Kenarlarını içine katlayarak, rulo şeklinde sarın. Küçük uçlarını ıslatarak, yapışmasını sağlayın.
-Diğer yufkaya da aynı işlemi uygulayın.
-Sıvı yağda kızartın. Kağıt havlunun üzerine alıp, fazla yağlarının iyice havluya geçmesini sağlayın.

Afiyet Olsun.

5 Haziran 2007

Fırında Kontrfile


Havalar ısındıkça, kolay hazırlanan tarifler yapıyoruz hepimiz. Hatta bazı arkadaşlar hiç yemek yapmıyor galiba, sesleri çıkmıyor. :)))

Ben de bu akşam, hemencecik hazırlanan bir tarifi sizinle paylaşmak istedim.

Etli yemeklerle ilgili, yemiyor olsam da, eşimin yorumlarından ve okuduğum kitaplardan emin olduğum bir şey vak ki, o da etleri önce kızartıp, sonra fırına verirseniz tadının çok daha güzel olduğu...

Malzemeler:
500 gr kontrfile (Ben, hayvanların bel kemiğinin iki yanında bulunan etin adını şimdiye kadar kontrafile sanıyordum. Gördüğüm bütün etiketlerde böyle yazıyordu. Ancak Türk Dil Kurumu'nun sözlüğüne baktım, doğrusu kontrfile imiş. Bilginize...)
6 patates
1 tatlı kaşığı domates salçası
1 tatlı kaşığı biber salçası
2 su bardağı su
1 tatlı kaşığı tuz
2 çay kaşığı kekik
Yarım çay kaşığı karabiber
Kızartmak için; sıvıyağ

Yapılışı:
-Patatesleri halka halka doğrayın. Yıkayın, kurulayın. Bol sıvı yağda iki tarafını kızartıp, bir fırın tepsisine dizin.
-Kontrfilelerin 2 tarafını da, 2 yemek kaşığı sıvı yağda suyunu salıp, bırakana kadar, 2-3 dakika kızartın. (Kızartırken, tuz eklemeyin ki sertleşmesin.) Tepsideki patateslerin üzerine dizin.
-Ayrı bir kapta 2 su bardağı suda, salçaları karıştırarak eritin. Baharatları ve tuzu da ekleyip karıştırın. Patateslerin üzerine gezdirin.
-Fırınınızı 200 dereceye ısıtın.
-Tepsinizin üzerini yağlı kağıt ile kapatın, ısınmış fırınınıza verin. Yaklaşık 40 dakika pişirin. Pişme esnasında suyunu kontrol edin. Patatesler cinslerine göre çok su çekebilir. Eğer gerekiyorsa, 1 su bardağı daha sıcak su ekleyin.
-Pilav ve yeşilliklerle servis edin.

Afiyet Olsun.

Tel Şehriye Çorbası


Hem tel, hem de terbiyeli arpa şehriye çorbasını çok severim. Yaz-kış yenebilmesi de en güzel yanı. :)

Bir ara, şehriye çorbasını, sulu makarna zannederek, oğlum da yiyordu. Dün de belki yedirebilirim umuduyla yaptım ama maalesef tadına bile bakmadı. :(

Malzemeler:
1 su bardağı tel şehriye
4 domates
3 yemek kaşığı sıvı yağ
2 silme yemek kaşığı un
6 su bardağı su (veya et suyu)
1,5 tatlı kaşığı tuz (veya 1 tatlı kaşığı tuzot)
4-5 yemek kaşığı ince kıyılmış maydanoz (isterseniz)

Yapılışı:
-Unu ve sıvı yağı tencerenize alın. Unun kokusu çıkana kadar, 1-2 dakika kavurun.
-Rendeleyip, kabuklarını attığınız domatesleri, tencerenize ekleyin. 4-5 dakika kısık ateşte pişirin.
-Sıcak suyu ve tuzu ekleyin. Kaynatın. Tuz yerine tuzot kullanırsanız, içindeki baharat ve sebzeler sayesinde çok daha lezzetli bir çorba elde edebilirsiniz. Ben oğluma tuzotlu halini yediremem diye, bu sefer sadece tuz koydum. Ama yine de yemedi. (Ben biraz daha koyu olsun diye 5 bardak su ile yaptım. Ama ideali 6 bardak.Siz öyle deneyin.)
-Kaynayınca, tel şehriyeleri tencereye ekleyin. Kısık ateşte, şehriyeler iyice yumuşayıncaya kadar, yaklaşık 15 dakika, pişirin.
-Dilerseniz, ocağınızı kapattıktan sonra, ince kıyılmış maydanozları tencerenize ekleyip karıştırabilir, kapağını kapatıp, 5 dakika dinlendirebilirsiniz. Veya fotoğraftaki gibi, servis sırasında, tabaklara koyabilirisiniz.

Afiyet Olsun.

Pirinç Unlu Muhallebi


Malzemeler:
2 su bardağı süt
1 çay bardağı toz şeker
Yarım çay bardağı pirinç unu
1 tatlı kaşığı tereyağı

Yapılışı:
-1 bardak sütü kaynatın.
-Başka bir kapta, diğer 1 bardak sütü, şekeri ve pirinç ununu, topaksız bir karışım elde edene kadar karıştırın.
-Bu karışımı, kaynamakta olan süte, karıştırarak ekleyin.
-Altını kısın ve muhallebi kıvamına gelip, kaynayana kadar karıştırarak pişirin.
-Kaynamaya başladığında tereyağını ekleyin. 1-2 dakika daha pişirin. (Çocuğunuza da verecekseniz, tereyağı eklemeyebilirsiniz.)
-Sıcakken kaselere paylaştırın. Oda ısısına gelince buzdolabınıza alın. Soğutun.
-Üzerini isterseniz, hindistancevizi, tarçın veya benim gibi süsleme şekerleriyle süsleyebilirsiniz.

Afiyet Olsun.