31 Ocak 2008

Yumurtalı Ekmek


Bu aralar yumurtaya taktığımı düşünebilirsiniz. Ama bu kadar çok yumurtalı tarif denememin tek nedeni, oğluma yumurta yedirebilme çabamdan kaynaklanıyor.

Çocuğu yemek yemeyen anneler beni gayet iyi anlıyordur eminim.

Yumurtalı ekmeğin tarifi de olur mu demeyin, yaptığım tüm bayat ekmekli tarifleri toparlayıp, şubat ayının 'Bayat Ekmekli Tarifler' etkinliğine katılmayı düşünüyorum. Atılmasına en üzüldüğüm şeydir ekmek. O yüzden evdeki ekmekler küflenmediği sürece mutlaka kullanılırlar. En olmadı, rondodan geçirilip, köftelerde kullanılmak üzere buzluktaki yerlerini alırlar.

İşte oğlumun çok sevdiği ve onun deyimiyle 'ekmekli yumurta' tarifi... :)

Malzemeler:
1 adet yumurta
3 dilim bayat ekmek
1 tutam tuz
Kızartmak için; sıvı yağ

Yapılışı:
-Tavanıza bir parmak kadar sıvı yağınızı koyun. (Hafif olsun istiyorsanız, yapışmaması için 2 yemek kaşığı sıvı yağ koyduğunuz tavada da pişirebilirsiniz.) Isıtın. Yağınız çok kızarsa, ekmekleriniz birden yanar ve kururlar, az ısınırsa da ekmekler yağ çekeceğinden, tadları çok kötü olur. Ortasını bulacaksınız artık. :)
-Bir tabağın içinde yumurta ve bir tutam tuzu çatal ile çırpın.
-Ekmeklerinizin iki tarafını da yumurtaya bulayıp, ısınmış yağınıza koyun. Yine iki tarafını, altın sarısı oluncaya kadar kızartın.
-Yanında, özellikle beyaz peynir ve zeytin ile sıcak olarak servis edin.

Afiyet Olsun.

Not: Bazı tariflerde, yumurtaya çok az süt eklendiğini de görmüştüm. Ancak bu şekildeki denemelerimde daha fazla yağ çektiğini gördüm ve eski usul yapmaya devam ettim...

30 Ocak 2008

Geleneksel Tatlılar - Şekerpare

gelenekseltatlilarlogo


Sevgili Binbirçeşni Saliha Hanım'ın ev sahipliğini yaptığı 'Geleneksel Tatlılar' etkinliğine şekerpare ile katılmak istedim.

Bu tarif, hazır olarak kurabiye gibi aldığımız, sadece şerbetini pişirip, üzerine ekleyerek hazırladığımız şekerparelere benziyor.

Saliha Hanım'a ve etkinliğe katılan tüm arkadaşlarıma başarılar diliyorum.



















Malzemeler:
2 yumurta
250 gr oda sıcaklığında tereyağı (veya margarin)
500 gr un
150 gr pudra şekeri
125 gr irmik
3 paket kabartma tozu

Üzeri için; 1 yumurta sarısı

Şerbeti için;
1 lt su
1 kg toz şeker
2 tatlı kaşığı limon suyu

Yapılışı:
-Önce, şerbet için su ve şekeri tencereye alıp, kaynatın. Kaynamaya başladığı anda limon suyunu ekleyin. 5 dakika daha fokurdatıp, altını kapatın ve soğumaya bırakın.
-Unu, pudra şekerini ve kabartma tozlarını hamur yoğurma kabınıza eleyin. İrmiği de ekleyip, kuru malzemeyi karıştırın.
-Ortasını açıp, yumurtayı ve tereyağını ekleyin. Yoğurun. Hamurunuzu, tezgahın üzerinde 10 dakika dinlendirin.
-Fotoğraftaki gibi şekil vererek, yağladığınız tepsiye dizin.


















-Üzerlerine yumurta sarısı sürüp, çatalın arkası ile hafifçe bastırarak çizikler atın.


















-170 dereceye önceden ısıttığınız fırında, üzerleri hafif kızarana kadar, yaklaşık 30 dakika pişirin.
-Fırından çıktıktan sonra 5 dakika dinlendirip, soğuk şerbeti üzerlerine dökün.
-Şerbetini çektikten sonra da hindistan cevizi veya toz fıstık ile süsleyerek servis edin.

Afiyet Olsun.

Not: Tarif Chef's dergisinin. 3 kabartma tozu da yazım hatası değil. :)

Soğanlı Yumurtalı Patates


Kısa bir süre önce tarifini eklediğim yumurtalı patatesin tadı biraz kuru gibi gelmişti. Ben de birkaç deneme daha yaptım ve kendimce ideal tadı yakaladım sonunda. :)

İçindeki soğan sayesinde tadı güzelleşti, patatesi kavurmadığımız ve az yağ koyduğumuz için de daha hafif oldu.

Malzemeler:
3 adet orta boy patates
1 adet orta boy soğan (veya 2 adet küçük)
2 yemek kaşığı sıvı yağ
2 adet yumurta
Su, tuz
Üzeri için isterseniz; kırmızı toz biber ve karabiber

Yapılışı:
-Patateslerin kabuklarını soyup, minik küpler halinde doğrayın ve yıkayın.
-Soğanı uzun uzun, piyazlık doğrayın.
-Sıvı yağı ve soğanı tavaya alıp, yumuşayıncaya kadar kavurun.
-Küp doğradığınız patatesleri, 1 çay bardağı suyu ve tuzunu ekleyip, arada karıştırarak pişirin. Suyunu çekince 1 çay bardağı daha su ekleyin. Patatesler iyice yumuşayıp, yenebilecek hale gelinceye kadar, ağır ateşte karıştırarak pişirmeye devam edin.
-Daha sonra üzerlerine 2 yumurtayı kırıp, tahta kaşıkla karıştırarak pişirin.
-Servis tabağına alıp, dilerseniz kırmızı toz biber ve karabiber ile sıcak servis edin.

Afiyet Olsun.

28 Ocak 2008

Nohutlu Pilav


Aslında niyetim tavuk suyuna, tavuklu, nohutlu pilav yapmaktı, ama Zonguldak'ta kuş gribi vakasını duyunca, canım sıkıldı vazgeçtim.

Uzmanlar, her ne kadar, bilindik markaların ürünlerinin ve pişmiş tavuğun risk taşımadığını söyleseler de, oğlum için elimden geldiğince dikkat etmeye çalışıyorum.

Bu şekliyle de güzel oldu ama usulüyle yapılınca bir başka oluyor tabii...

Malzemeler:
2 su bardağı pirinç
3 yemek kaşığı tereyağı
1 yemek kaşığı sıvı yağ
3-4 damla limon suyu
1,5 su bardağı nohut (veya 1 kutu konserve haşlanmış nohut)
Su, tuz

Yapılışı:
-Nohutu ayıklayın, yıkayın ve üzerini 4-5 parmak geçecek kadar su doldurun. Bu şekilde, bir gece bekletin. (Ben, kuru baklagillerin gazını almak için; bir gece suda beklettikten sonra sabah suyunu değiştirip, tekrar dolduruyorum ve üzerine 1 tatlı kaşığı kekik, 1 çay kaşığı kimyon ekliyorum, bu şekilde de 1 saat bekletiyorum. Sürenin sonunda, baharatlar kalmayacak şekilde iyice yıkayıp, süzdürüyorum.)
-Suda beklemiş nohutlarınızı tencerenize alıp, yine üzerini 4-5 parmak geçecek kadar su doldurun. İyice yumuşayıncaya kadar haşlayın. Nohutların sertleşmemesi için suyuna tuz eklemeyin. Daha sonra süzün ve ılıkken nohutları, dağıtmamaya özen göstererek, kabuklarını temizleyin. (Haşlanmış nohutları bu şekilde buzlukta da muhafaza edebilirsiniz.)
-Pirincinizi ayıklayıp, bir kaba alın ve üzerine 2 tatlı kaşığı tuz serpin. Üzerini iki parmak geçecek kadar ılık su ekleyip, 20 dakika bekletin. Sürenin sonunda yıkayıp, süzün.
-Tencerenize tereyağını alıp eritin. Sıvı yağı ekleyin. Süzülmüş pirinci de tencerenize koyup, pirinçler şefaflaşana kadar kavurun. (Sıvıyağ ekleme nedenimiz; tereyağının düşük olan yanma derecesini artırıp, kavurma işlemi sırasında tadının değişmemesini sağlamak ve pilava parlaklık vermek...)
-Kavrulan pirinçlerinizin üzerine 3 su bardağı kaynamış su, 2 silme tatlı kaşığı tuz, 3-4 damla limon suyu ekleyin. Fokurdamaya başlayınca, altını kısın ve kapağını kapatın.
-Pilavınızın üzeri göz göz olmaya başladığı anda, haşlanmış nohutları pilavınızın üzerine dökün. Pilavı karıştırmayın. 1-2 dakika sonra, suyunu tamamen çekip çekmediğini kenarından kontrol edip, altını kapatın. Tencerenin kapağının arasına kağıt havlu sıkıştırın ve dinlendirin.
-Dinlenmiş pilavınızı karıştırıp, tercihen ayran ile birlikte servis edin.

Afiyet Olsun.

19 Ocak 2008

Sobe...

Bu da beklettiğim son sobem. Sevgili Fatoş'cuğumun sobesi...

-İsim veya Lakabınız...
Adım Ebru Akın, eskiden bazı arkadaşlarım Ebuş derlerdi. :)
-Doğum Yeriniz...
İstanbul
-Hobileriniz...
Bloğum, pasta ve ebru yapmak, film izlemek
-En değerli üç şeyiniz...
Oğlum, Eşim, Ailem
-Olmazsa olmaz dediğiniz şey...
Huzurum
-İdealiniz...
Kendime ait bir iş kurmak
-Etkilendiğiniz bir kitap...
Bu soruyu ilk okuduğumda, çocukken köyde okuduğum, Dean R. Koontz'un Fısıltılar kitabı geldi aklıma. Hem küçüğüm, hem köy yeri karanlık, gece okuyorum ve odada yalnızım. Hayatımda bu kadar korktuğumu hatırlamıyorum bir daha.
-En sevdiğiniz şarkı...
Sertab Erener'in, Bülent Ortaçgil'in ve Nil Karaibrahimgil'in tüm şarkıları, Sezen Aksu'nun eski şarkılarını çok severim.
Seçmek zor ama Sertab Erener Rüya diyeyim.
-Gitmek istediğiniz yer...
Nedenini bilmiyorum ama, çocukluğumdan beri bütün İspanya'yı arabayla gezmek istiyorum. Özellikle de Barselona'yı. Yurtdışında pek çok yer görmüş olan kardeşlerim de Barselona'yı tavsiye ediyorlar...
-En yakın üç blog arkadaşınız...
Bu soruya cevap vermek istemem aslında. Çünkü sevdiğim kişilerin listesinde olmayınca çok bozuluyorum. Ben de arkadaşlarımı küstürmeyeyim. Çok yakın olanlar kendilerini biliyor zaten. :) Yakın veya uzak bloğumu ziyaret eden herkesi çok seviyorum. Bana yaptıklarımın bir işe yaradığını hissettiriyorlar. Herkese teşekkürler...
-Unutamadığınız bir anı...
Çoğu anne gibi, oğlumu kucağıma aldığım an, hayatımın en önemli anıydı. Ondan sonra herşey çoooook değişti.
-İlgilendiğiniz spor dalı...
Hamile kalıncaya kadar tenis oynadım. İlk fırsatta tekrar başlayacağım.
-Tuttuğunuz takım...
Beşiktaş
-İdeal bir kadın nasıl olmalı?
Kendi ayakları üstünde durabilen, anne ise evladının gelişimi ile ilgili, araştıran, kendini yenileyebilen, geliştiren, kendisine ve çevresine saygılı, özgüven sahibi, akıllı, bakımlı, şefkatli olmalı.
-İdeal bir erkek nasıl olmalı?
Sorumluluk sahibi, kendisine ve çevresine saygılı, ilgili, ailesine kol kanat germeyi başarabilen, geleceği için yatırım yapma becerisi gösterebilen, sadık, güven veren, özgüven sahibi biri olmalı.
-Teknolojinin gelişmesi olumlu mu, olumsuz mu?
Kesinlikle olumlu! Bazı kısımlarının kötüye kullanılıyor olması, özündeki yenilenmeyi, gelişmeyi yok saymamızı gerektirmez bence. Gelişme devam ettikçe, kötüye kullanmayı engelleyecek icatlar da gelecektir.
-İcat edilmese ne yapardım bilmiyorum dediğiniz şey...
Bilgisayar.
Benim işim muhasebecilik. 1992 yılında çalışmaya başladım ve çok şükür ki, o günden bugüne işlerimizi hep bilgisayarla yapıyoruz. Daha önce elle tutulan defterleri gördükçe içime fenalık geliyordu. Tam bir kabus.
İş dışında bilgisayar ve internet, hayatımda pek çok şeyi kolaylaştırıyor. Bilgiye ulaşmak çok çok kolay. Evlerimizde de koca koca ansiklopediler, kitaplar bulundurmak zorunda değiliz artık.
-İnsanların sözlerine mi, gözlerine mi inanmalı...
Benim en büyük kusurlarımdan biri de insanların sözlerine inanmak. Yalan söylediklerini öğrendiğimde de bunu neden yaptıkları, ellerine ne geçtiği ve benim bunu nasıl hissetmediğimle ilgili hayıflanmak.
Gözler yalan söylemez dense de, günümüzde profesyonel yalancılar var. Yalan makinesine bağlasanız bile anlamazsınız.
Bu yüzden de arkadaşım dediğim kişilerin sayısı çok az. Diğer herkesin söylediği herşeye şüpheyle yaklaşıyorum, ister istemez.
-Hayattaki sevinç kaynağınız...
Oğlum.
-Hayattaki en büyük korkunuz...
Oğlum doğduktan sonra, onun kendi ayakları üzerinde durabildiğini göremeden bu dünyadan göçmekten korkuyorum.
-Mantık evliliği mi, aşk evliliği mi?
Aşka inanmadığım, varsa da geçici olduğunu düşündüğüm için mantık evliliği diyeyim.
-En sevdiğiniz yemek...
Mantı (Kıbrısta içi hellimli halini yemiştim. Öylesi bana daha uygun.)
-En sevmediğini yemek...
Tüm kırmızı etli yemekler.
Çünkü parça et yiyemiyorum. Zorlayarak köfte yiyebiliyorum sadece. Bir de mantının soslu hamur halini çok sevdiğimden onu yiyebiliyorum.
-Blog sahibi ile ilgili düşünceleriniz...
Canım Fatoş'cuğum, gördüğüm en samimi blogculardan biri. Eminim özel hayatında da özü sözü bir bir insandır. Sevgili arkadaşım özenli, hamarat bir ev hanımı ve oğlu ile ilgili, sevgi dolu bir anne.
Sobe için tekrar teşekkürler canımcım. Sevgiler...

Sobe...

Bu da Banu'cuğumun ikinci sobesi. Konusu 'Sevdiğiniz Üç Şey!'.

Pek tabii insanın sevdiklerini üç maddede sıralaması çok güç. İlk aklıma gelenler; Ailem, Arkadaşlarım, Yapmaktan Zevk Aldığım Herşey...

Bu başlıklardan Oğlum,Eşim ve Ailem için fazla söze gerek yok sanırım. Onlar, herkesin olduğu gibi, benim de herşeyim! Karşılıksız sevmeyi ve sevilmeyi, kaybetme korkusunu öğretenler, ne yaparsanız yapın arkanızda olduklarını bilmenin huzuru ile yaşamanızı sağlayanlardır...

Arkadaşlarım, benim can dostlarım. Sayıları çok değildir malesef. Ama belki de böylesi daha iyidir. Çünkü beni kırmak çok kolaydır. Bir söze, bir bakışa bile alınabilirim. Bu yüzdendir, çok kişiyi dost bilmemek...

Yapmaktan zevk aldığım şeylerin listesi ise biraz uzun. Hepsini herzaman yapamasam da, elime geçen fırsatları değerlendiririm.

-Çevremdekilere, ulaşabildiklerime, imkanlarım ölçüsünde yardım etmek.
Bu kocaman bir yüreğim olduğundan sanılmasın. Çoğumuz kendine itiraf etmese de, hayır işleri yapmak bile insanın bencilliğinin eseridir. Bencilizdir! Çünkü, yardım ettiğimizde duyduğumuz mutluluğu severiz. Paylaşmanın verdiği huzuru severiz.
-Yeni fikirler üretmeyi severim. Yapılmayanı yapma telaşıdır benimkisi...
-Araba kullanmayı severim. Üzüldüğümde, sevindiğimde müziğin sesini sonuna kadar açıp, böğüre böğüre şarkı söylemeyi severim. Kendimi en özgür hissettiğim yerlerden biridir.
-Sobelere geç cevap vermemden de anlayabileceğiniz gibi, ertelemeyi severim. Okuldan kaldı bu alışkanlık. Nedense, en son gününe kadar bekletirim herşeyi. Herzaman yapacak işlerimin olması hoşuma mı gidiyor nedir? Sonra telaştan olan bana oluyor tabii...
-Yeni yerler görmeyi çok severim. Özellikle tarihi mekanlar çok etkiler beni. Oralarda kimlerin, nasıl yaşadığını hayal etmeye çalışırım.
-Güzel bir mekanda, güzel bir manzaraya karşı, güzel yemekler yemeyi çok severim.
-Oğlum doğduktan sonra eski hızıyla olmasa da, film izlemeyi çok severim.
-Müzik dinlemek vazgeçilmezlerimden biridir.
-Yeni kurslara katılıp, yeni meslekler öğrenmeyi çok severim. Şimdiye kadar gittiğim kurslar;
Bilgisayar Programcılığı, Tiyatroculuk, Ebru, Diksiyon, Pastacılık...
Sırada Fotoğrafçılık ve Almanca var.
-Eskiden kuzenlerimle çok sık oynadığımız oyunları severim; Pictionary, Tabu, Sessiz Sinema vs...
-Yeni yemek kitapları ve dergileri almayı çok severim. (Kitap almayı, yemek yapmaktan daha çok seviyorum malesef.)
-Pasta, kek, kurabiye yapmayı severim. Yemek yapmayı sevmem. Çok sık misafir ağırlamadığımdan, misafirim gelince de abartırım. :(

Bu listeyi çok daha uzatabilirim, ama sanırım bu kadar yeter. :)
Banu'cuğum tekrar teşekkürler...

Sobe...

Canım Banu'cuğum birkaç ay önce beni iki sobe ile sobelemişti. İşte gecikmiş cevaplarım;

-Ve sen gidiyorsun...
Her gidiş bir vazgeçiştir, her tercih bir kaybediştir derler.
Şimdi kaybeden kim?

-Söylenmesi en zor sözcükler...
Size garip gelebilir ama benim için söylenmesi en zor kelime 'HAYIR'. Bir de taziye sırasında söylenen sözcükler...

-Senin için yağmurdan sonrası ne ifade eder?
Misssss gibi toprak kokusu gelir aklıma.

Toprak kokusu olmadığına dair yazılar okusam da, toprak, bakteri veya ozon hiç farketmez... Duyduğum anda içimi bir huzur kaplar. Ciğerlerimin en ücra köşelerine kadar çekmek isterim...

Tabii bir de Sertap Erener'in şarkısını hatırlatır.

yağmurdan sonra gelen toprağın kokusuna hayranım
tıpkı hayran olduğum gibi sana
yağmurdan sonra gelen toprağın kokusunda
ne tuhaf sen varsın
sanki hemen yanımda

yağmurdan sonra gelen toprağın kokusuna aşığım
tıpkı aşık olduğum gibi sana
yağmurdan sonra gelen toprağın kokusunda
buluşuruz seninle
sanki başka diyarda

çiselerken yağmurlar gülüşür tüm yapraklar
çiçekler fısıldaşır oynaşır tomurcuklar
işte ben de böyleyim canlanırım yeniden
seninle ben...

-Burçak Çerezcioğlu...
Rahatsızlığı sırasında tuttuğu günlükleri, 16 yaşında hayatını kaybetmesinden sonra, 'Mavi Saçlı Kız' adlı kitapla yayımlanan, oyuncu Mehmet Çerezcioğlu'nun kızı. Nur içinde yatıyordur inşallah.

-Seni sobeleyeni nasıl bilirsin?
Canım Banu'cuğum, seni bu şekilde de olsa tanıdığım için çok memnunum. Ben de, sen de yakında iş hayatımıza geri döneceğiz. Eskisi kadar görüşemeyeceğimizin farkındayım, ama dilerim hayatımdan hiç çıkmazsın. Akıllı, espirili, ilgili, zeki, etobur ve burçdaş arkadaşım, seni gerçekten kendime çok yakın hissediyorum. Dilerim hislerim karşılıklıdır. Ve dilerim sobene geç cevap verdiğim için beni affedersin. :)

18 Ocak 2008

Ye#30 Bread and Butter Pudding (Ekmek ve Tereyağı Pudingi)


Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket


Sevgili Tuba Hanım'ın ev sahipliğini yaptığı Ye#30 Dünya Mutfakları Etkinliği için, ilk aklıma gelen Donut yapmaktı. Ancak ona fırsatım olmadığından, İngilizlerin geleneksel tatlısı Ekmek ve Tereyağı Pudingini yapmaya karar verdim.

Aslında her ne kadar İngilizlerin ağız tadının Türklere uygun olmadığını düşünsem de, krem karamel gibi bol yumurtalı tatları seviyorsanız ve yumurta kokusundan rahatsız olmuyorsanız, bu tariften de hoşlanacağınızı düşünüyorum.

Tuba Hanım'a kolaylıklar dilerim.



















Malzemeler:
8 dilim tost ekmeği
4 adet yumurta
Yarım su bardağı toz şeker
2 su bardağı süt
1 su bardağı krema
1 tutam tuz
1 çay kaşığı toz veya sıvı vanilya
3 yemek kaşığı tereyağı
1 çay bardağı kuru üzüm
3 yemek kaşığı kayısı marmeladı
2 yemek kaşığı portakal suyu
Üzeri için, 2 yemek kaşığı pudra şekeri

Yapılışı:
-Kuru üzümleri bir kaseye alıp, üzerine kaynamış su dökün. 10 dakika kadar bekletip, süzün. Bir kenarda bekletin.
-Geniş ve derin bir fırın kabını tereyağı ile yağlayın. Ekmeklerin üzerlerine de tereyağı sürüp, düzgün bir şekilde tepsinize dizin. (Tereyağlı kısımları üstte olsun.)
-Süt, krema, toz şeker, bir tutam tuz ve vanilyayı bir tencereye koyun. Blenderdan geçirip, homojen bir karışım olmasını sağlayın. Ocağa koyun ve bir an fokurdayana kadar ısıtın. Sonra hemen ocaktan alın.
-Ayrı bir kapta mikser ile yumurtaları çırpın.
-Sıcak sütlü karışımdan, önce birkaç yemek kaşığı alıp, yumurtalara ekleyin, ki yumurtalar birden pişmesinler. Daha sonra da sürekli karıştırarak tüm sütlü karışımı yavaş yavaş yumurtalara ekleyin.
-Tepsinizdeki ekmeklerin üzerine önce kuru üzümleri serpin, sonra da bu karışımı tel süzgeç ile süzerek gezdirin.
-10 dakika ekmeklerin karışımı iyice çekmesi için bekletin.
-Önceden 190 dereceye ısıttığınız fırına, fırın tepsinizi yerleştirin ve içine sıcak su koyun. Pudingi hazırladığınız kabı suyun içine oturtun. Ancak su, kabın yarısına gelmeli ki, kaynarken fokurdayan su kabın içine girip, tatlınızı bozmasın.
-Bu şekilde ekmeklerin üzeri kızarıncaya kadar, yaklaşık 30-40 dakika pişirin.


















-Fırından çıktıktan sonra bir kasede karıştırdığınız kayısı marmeladı ve portakal suyunuzu hafif ısıtın, bir fırça yardımı ile ekmeklerin üzerine sürün. Dilimlerin üzerine pudra şekeri serperek sıcak servis edin. (Ben, evde marmelat olmadığından, 3 kaşık kayısı reçeli ve 1 kaşık da portakal suyunu karıştırarak kullandım.)



















Afiyet Olsun.

16 Ocak 2008

Yumurtalı Patates


Yumurtalı patates yemeyeli çok uzun zaman olmuştu.

Oğlum belki sever diye dün kahvaltıda hazırladım. Çok olmasa da, biraz yedi. :)

Malzemeler:
4 adet orta boy patates
4 adet yumurta
1 yemek kaşığı tereyağı
Tuz, karabiber, kırmızı toz veya pul biber
Patatesleri kızartmak için; sıvı yağ

Yapılışı:
-Patatesleri soyup, küçük küpler halinde doğrayın. Daha sonra yıkayın ve süzün. Bol sıvı yağda kızartın. Kevgir ile kağıt havlu üzerine çıkarıp, tuz serpin. Bir kenarda bekletin.
-Genişçe bir tavaya tereyağını koyup, eritin. Patatesleri ekleyin ve üzerlerine çatalla çırpılmış yumurtaları dökün. Tuz, karabiber ve dilerseniz pul biber ekleyin. Karıştırarak, kurutmadan pişirin. Sıcak servis edin.

Not:Bu tarifin daha hafif olmasını istiyorsanız; patatesleri kızartmayıp, 2 yemek kaşığı kadar sıvı yağı ısıtıp, içine patatesleri koyup, 2 çay bardağı kadar da su ekleyerek, sürekli karıştırıp kavurabilir, yenilebilecek kıvama gelince de üzerine yumurtaları ve baharatları ekleyebilirsiniz.

Afiyet olsun.

13 Ocak 2008

Sobe...

Oldukça uzun bir zaman önce Funda arkadaşımız tarafından sobelenmiştim. Ama ilginçtir ki bu arkadaşımız iki tarif ekleyip, bir de uzun bir listeyi sobeledikten sonra ne yazı yazdı, ne de ortalıklarda göründü. :)

Ama yapacak birşey yok. Sözüm söz. Geç de olsa sobesine cevap veriyorum.

Sobeyi bu kadar bekletmemin nedenlerinden biri de, konusunun evimize ait fotoğraflar olması. Zaten yemek fotoğraflarımızın fonlarından az çok evlerimizin fotoğraflarını bloglarımıza eklemiş oluyoruz. Ama, bu benim salonum, bu da mutfağım diye fotoğraf eklemek bana çok doğru gelmedi. O yüzden hobilerimizle ve oğlumla ilgili birkaç fotoğraf ekliyorum. Tabii Funda'nın affına sığınarak...

Bunlar yemek kitaplarımın ve dergilerimin bir kısmı. :)
























Bunlar da film arşivimizin bir kısmı.

























Bu fotoğraflar da oğlumun odasına ve oyuncaklarına ait fotoğraflar.
Güneşin boyunu ölçtüğümüz zürafamız ve Paşabahçe'den aldığım harflerle yazdığımız adı...

























Eğer erkek çocuğunuz varsa, bu oyuncağı gördüğünüzde, hem siz, hem çocuğunuz için mutlaka alın. Biz izlemekten çok zevk alıyoruz. :)



















Bu da eşimin oğluna alır görünüp, aslında kendi zevki olan maket tren seti. Raylarını babası kurmuş olsa da, bütün oyuncakların yerleştirilmesi oğluma ait.



















Bu da oturduğum site.
İstanbul'da, kişi başına düşen yeşil alanın en fazla olduğu site olsa da, tek kötü tarafı, hemen yanıbaşımızdan geçen yüksek gerilim hattı...






































Ve tahmin edebileceğiniz gibi, ben kimseyi sobelemiyorum. :)

Kıymalı ve Kaşarlı Gül Börekleri


Malzemeler:
5 adet yufka

Kıymalı İç İçin;
400 gr kıyma
2 adet orta boy soğan
3 yemek kaşığı sıvı yağ
Tuz, karabiber

Kaşar Peynirli İç İçin;
250 gr taze kaşar peyniri
Dilerseniz, sosis, beyaz peynir

Harç İçin;
1 su bardağı süt
6 yemek kaşığı sıvı yağ
2 adet yumurta

Üzeri İçin;
1 adet yumurta
Çörekotu, susam

Yapılışı:
-Kıymalı Harç için; soğanı soyun, çok ince doğrayın. Sıvı yağ ile birlikte tavaya alın, kavurun. Kıymaları ekleyin. Kıymalar suyunu salıp, çekene kadar kavurun. Altını kapatmadan hemen önce tuzunu ve karabiberini ekleyin.
-Kaşar peynirli harç için; peyniri rendeleyin. İsterseniz ince dilimlediğiniz sosis ve elinizle ezerek parçaladığınız beyaz peyniri de ekleyebilirsiniz. (Kaşar peyniri tek başına çok da lezzetli olmuyor çünkü.)
-Harç için; 2 adet yumurtayı çatalla çırpın. Sıvı yağ ve sütü ekleyip, iyice karıştırın.

Böreği hazırlamak için;
-Yufkaları teker teker tezgahınıza yayıp, dörde kesin.
-Çeyrek yufkaların üzerine, yumurtalı sütlü harcınızdan 2-3 yemek kaşığı kadar gezdirin.
-Yuvarlak geniş kenarına, harcınızı ince şerit halinde boydan doya yayın. (Kıymalı içi, yağını sızdırarak koymalısınız.)
-Kenarlarını kıvırmadan sigara böreği sarar gibi, ince rulo şeklinde, yufkanızı sarın. Bir kenarından tutarak, içe doğru yuvarlayın ve fotoğraftaki şekli verin. Kenarını böreğinizin altına sıkıştırın ki şekli bozulmasın.
-Yufkaların tamamına aynı işlemi uygulayıp, yağlanmış tepsiye dizin.
-Harcınızın kalanına, üzeri için gerekli 1 adet yumurtayı kırın ve çırpın. (Eğer harcınız kalmadıysa, çeyrek bardak süt ve 2 kaşık sıvı yağ ile ek yapabilirsiniz. Ancak verdiğim ölçülerde mutlaka fazla harç kalacaktır.) Bu karışımı da kaşıkla gül böreklerinizin üzerine paylaştırın. Elinizle her tarafının harca bulanmasını sağlayın. Vaktiniz varsa, böreğinizin harcı çekmesi için, bu şekilde buzdolabında 10-15 dakika bekletin.
-Daha sonra, üzerlerine çörekotu ve susam serpip, önceden 200 dereceye ısıttığınız fırına verin, her tarafı kızarıncaya kadar pişirin.

Afiyet Olsun.

Yumurta Surat


Oğlum genellikle Nickelodeon kanalını seyretse de, bu sabah bir ara Baby Tv açmış.

Bir çocuk şarkısının klibinde, fotoğraftakine benzer bir yumurta gördü ve yapmamı istedi.

Ona birşeyler yedirmek için kırk takla atan ben de hemen yaptım. Soğumasın diye aceleyle süsledim ve televizyonda görmeyen arkadaşlarım varsa diye fotoğrafladım.

Kabaktan yaptığım koca kulakları sayesinde Sergen'e benzeyen bu yumurta surat, sizin yumurcakların da hoşuna gidebilir. :)

Malzemeler:
2 yumurta
1 çay kaşığı tereyağı
Tuz
Süsleme için; Kırmızı biber, kabak, erişte veya evinizde her ne varsa; zeytin, domates vs...

Yapılışı:
-Yumurtaların aklarını ve sarılarını ayırın. Sarılarının dağılmamasına dikkat edin. (Ben, aklarını sızdırıp, sarılarını kabuklarının içinde bıraktım.)
-Tereyağını kapaklı bir teflon tavaya alın, eritin. Tavanın her tarafının yağlanmasını sağlayın.
-Yumurta aklarını çatalla çırpıp, tavanıza dökün. Kısık ateşte 30 saniye kadar pişirin.
-Yumurta sarılarını dikkatlice, gözlerin olabileceği yerlere yerleştirin. (Ben bunun için yumurta kabuklarından yardım aldım. :))
-Üzerine çok az tuz serpin. Tavanın kapağını kapatın.
-Sarıları istediğiniz kıvama gelene kadar, yine kısık ateşte pişirin.
-Sonra yumurtanızı, 2 spatula yardımı ile dikkatli bir şekilde, genişçe bir tabağa alın. Dilediğiniz şekilde süsleyin.
(Orijinalinin saçları, pişmiş spagettiden idi.)

Minişlere afiyet olsun.

6 Ocak 2008

Pastahane



















Geçen ay Sabah Gazetesi, bir hafta süreyle "Pastahane Lezzetleri Serisi" ekleri verdi. Bunlardan sadece yaş pasta ekine ulaşabildim. Diğerlerini edinmeyi çok istesem de, oturduğum sitedeki tüm bayileri dolaştım, ancak ellerine gelmediğini söylediler.

Tam Sabah Gazetesi'ne, tekrar bu ekleri vermeleri için durumu anlatma maili yazmaya karar vermişken, ekin arka sayfasında, bu tariflerin yer aldığı bir kitap olduğunu öğrendim.

Hemen İdeefixe'ten sipariş ettim. Doğrusu ben, içinde daha fazla tarif olacağını düşünmüştüm. Ancak fotoğrafta da görebileceğiniz büyüklükte resimleri ve yazı karakteri olduğundan, içinde 88 tarif var. Ama pastanelerde görebileceğiniz hemen herşeyin tarifi de var içinde.

Henüz herhangi bir tarifi denemesem de, okuduğum kadarıyla başarılı bulduğumu söylemeliyim.

Kitabın üzerindeki satış fiyatı 17,50 YTL. İdeefixe'ten indirimli alabiliyor olsanız da, kurye masrafı ile aynı fiyata geliyor neredeyse.

Sabahın eklerini aldıysanız, kitabı almayın tabii. Tamamen aynı sayfalar kopyalanmış. :)

Her Şeyin Öyküsü



















Kitap veya masal okunmasından rahatsız olan bir oğlum var. Kitap okumaya alıştırmak için çok şey yapmamıza rağmen, çok başarılı olduğumuzu söyleyemem.

Kütüphanesinde 3000'den fazla kitabı bulunan sevgili kayınvalidem Nuran Hanım'da, bu konuda bize çok yardımcı oluyor sağolsun. Hasta haliyle bile unutmamış, oğluma yeni yıl hediyesi olarak, içi bol bol hareketli kabartma figürlü, bu kitabı almış.

Büyük patlamayla başlayan evrenin evrimini, çocukların anlayabileceği şekilde anlatmaya çalışmışlar.

Sizin de kitaplarla fazla ilgilenmeyen bir çocuğunuz varsa, tavsiye ederim. Bizimki elinden düşürmüyor. Arada da aklında kalan bilgileri size anlatmaya çalışıyor. En eğlenceli kısmı bu. :)

Kitabın fiyatını bilmiyorum, bildiğim Alkım Kitabevi'nden alındığı. :)))

5 Ocak 2008

Cevizli Erişte


















Malzemeler:
250 gr hazır erişte
Yarım su bardağı iri kıyılmış ceviz
100 gr beyaz peynir veya tulum peyniri
1 yemek kaşığı tereyağı
2 yemek kaşığı sıvı yağ
Tuz, su

Yapılışı:
-2 yemek kaşığı sıvıyağı tencerenize alın, ısıtın. Isınmış yağın üzerine eriştelerinizi koyup, sürekli karıştırarak, 5 dakika kadar kavurun.
-Kavrulmuş eriştelerinizin üzerini 2-3 parmak geçecek kadar kaynamış su dökün, çok az tuz ekleyin. Erişteleri makarna gibi haşlayın ve süzün. (Eğer kavurmak istemiyorsanız, eriştelerinizi, kaynar tuzlu su içine atıp haşlayarak da bu yemeği hazırlayabilirsiniz.)
-Erişteleriniz bir kenarda süzülürken, tencerenize 1 yemek kaşığı tereyağı koyup, eritin. Bıçakla iri iri kıydığınız cevizleri ekleyin. 1 dakika karıştırarak kavurun. (Daha fazla değil.)
-Daha sonra süzülmüş erişteleri ekleyin. 1-2 dakika karıştırarak, eriştelerin her tarafının yağlanmasını sağlayın. Servis tabağınıza alın.
-Peynirleri ufalayın. Dilerseniz servis tabağına, dilerseniz tabaklara paylaştırarak servis edebilirsiniz.

Afiyet Olsun.

Meydan Alışveriş Merkezi

Yeni yılın ilk günü Annem, Erkek ve Kız Kardeşim, Eşleri ve Güneş ile birlikte Ümraniye İkea'nın yanındaki Yılbaşı Meydanı'na gittik.

Meydan küçük bir panayır alanı gibi hazırlanmıştı. Yılbaşından sonraki gün daha sakin olacağını düşündük ama malesef yanılmışız. İnanılmaz kalabalıktı...

Meydanda;
Dönme Dolap,


















Atlı Karınca,









































Buz Pateni Sahası (Kaymayı deneyen çocukların düşüşlerini görüp yüreğim ağzıma geldi :( ),


















Kocaman Yılbaşı ağaçları,
(Ağacın yanında gördüğünüz Media Markt, açılışındaki uygun fiyatları yüzünden, insanların birbirlerini ezdikleri market. :( )























Lokumcu :),


















Hava çok soğuk olduğundan dışarda fazla kalmak istemedik ve İkea'nın içindeki çocuk oyun alanına gittik.

Bu alanın amacı çocuğunuzu orada bırakıp, rahat alışveriş etmeniz. Ama biz pek rahat ebeveynler olmadığımızdan, Güneş orada oynarken camın dibinde bekliyor, sonra sıkılınca onu alıp İkea'yı geziyoruz. Çocuğunuzu bırakırken bir form dolduruyorsunuz ve orada belirtilen isimdeki kişi, kimliği ile ancak çocuğu teslim alabiliyor. Kalabalık günlerde çocuğunuzu bırakabileceğiniz süre 1 saat ile sınırlı. Müsaitseniz hafta arası gündüz gitmenizi tavsiye ederim. Çok daha boş oluyor.

Biz bu sefer kalabalık olduğumuzdan birimiz bekleyip, diğerlerimiz mağazayı gezebildi. :)

Oyun alanını bir camın arkasından görebildiğimizden fotoğraflar çok net değil.









































İkea'nın, ayrıca yemek katında da bir oyun alanı var. Benim oğlum gibi yerinde duramayan bir çocuğunuz varsa, o orada oyalanırken, siz de yemek yiyebilirsiniz. İkea'nın yemeklerinin fiyatları oldukça uygun. İsveç köfteleri de kendi özel lezzetlerinden. Hafta arası açık büfe kahvaltılarının 3.-YTL olduğunu duydum. :)

4 Ocak 2008

Tavuk Suyuna Tel Şehriye Çorbası


Canım Banu'cuğum, dilerim rahatsız değilsindir. 'Tavuk suyuna çorba gerek" demişsin. Keşke gerçeğini ikram edebilsem ama, çok uzaktasın. Ben de sana sanal olarak göndereyim istedim...

Malzemeler:
2 adet kalçalı tavuk but
2 silme yemek kaşığı tuzot
1 su bardağı tel şehriye
Su

Yapılışı:
-Tavukları yıkayın. Derince bir tencereye tavuklarla birlikte, 2,5 litre su koyun. Orta hararetteki ocağa alın, kaynamaya bırakın.
-Ocağa koyduktan 20 dakika sonra tavuk suyuna 2 silme yemek kaşığı tuzot ekleyin.
-Tavuklarınız iyice yumuşayıncaya kadar haşlamaya devam edin.
-Tavuğun sert kısımları suya karışabileceğinden, tavukları bir kenara alın ve tenceredeki suyu tel süzgeç ile süzün.
-Ayırdığınız tavukların derisini atın ve yenilebilir kısımlarını didikleyerek ayıklayın, kemik kısımlarını da atın.
-Daha sonra süzülmüş tavuk suyunu tencerenize alın. Kaynamaya başlayınca, didiklenmiş tavuk etlerini ve tel şehriyeleri ekleyin. Tuzunu kontrol edin. Gerekiyorsa ekleyin. Altını kısın, 20-25 dakika, şehriyeler iyice pişinceye kadar kaynatın. Eğer suyu az gelirse, kaynamış su ekleyin.
-Dilerseniz servis ederken üzerine ince kıyılmış maydanoz ekleyebilirsiniz.

Afiyet Olsun.